İyi yazmak üzerine bir kitapta şöyle bir cümle olabilir mi:
“Nasıl hissettiğinizi, ne düşündüğünüzü ve ne gördüğünüzden bahsederken bunları niteleyen küçük sözcükleri kullanmamaya özen gösterin: ‘birazcık’, ‘azıcık’, ‘bir tür’, ‘bir çeşit’, ‘nispeten’, ‘oldukça’, ‘çok’, ‘çok fazla’, ‘bir anlamda’ ve düzinelercesi… Bunlar tarzınızı ve inandırıcılığınızı azaltır, sulandırır.”
Söz konusu dil Türkçeyse olur. Yaratıcı yazarlık öğreten bir iki yerin gelgelinden bir iki örnek vermiştim daha önce de.
İyi Yazmak Üzerine / Düzyazı İçin Yol Haritası kitabından aldığım bu cümlenin ilk bölümünü 7. sınıf öğrencisi arkadaşım Asya’ya gösterdim, şöyle düzeltti:
“Nasıl hissettiğinizden, ne düşündüğünüzden ve ne gördüğünüzden bahsederken bunları niteleyen küçük sözcükleri kullanmamaya özen gösterin.”
Sorun burada bitmiyor. Bu kitabın orijinalinde (On Writing Well / The Classic Guide to Writing Nonfiction, William Zinsser) bu paragrafın İngilizcesi şu:
“Prune out the small words that qualify how you feel and how you think and what you saw: ‘a bit,’ ‘a little,’ ‘sort of,’ ‘kind of,’ ‘rather,’ ‘quite,’ ‘very,’ ‘too,’ ‘pretty much,’ ‘in a sense’ and dozens more. They dilute your style and your persuasiveness.”
Yani:
“Ne hissettiğinizi, ne düşündüğünüzü, ne gördüğünüzü niteleyen boş sözleri ayıklayın: …”
Paragrafın ikinci cümlesi de dikenli. Sorarım size, bir tarz nasıl azalır? Yazar ‘dilute’ diyor, sulandırmak işte, ne azaltması!
On Writing Well alanında klasik sayılan kitaplardan. İlk 1976’da basılmış, 30. yıl için genişletilmiş bir baskı yapmış, sonra yeni baskılar, hepsi 1 milyondan fazla satmış. Altıkırkbeş Yayın da bu 30. yıl baskısından çevirmiş kitabı. Bende üçüncü baskısı var çevirinin.
Altıkırkbeş Yayın kitabın başına bir açıklama koymuş:
“OKUYUCUYA NOT:
“Metin bütününde ‘anlamsız’ ya da ‘yanlış’ algınızı harekete geçirebilecek cümle kurumları, noktalama işaretleri ile karşılaşmanuaız mümkün —sakin olun, bütünüyle yazardan kaynaklanmaktadır. Yazar metni gereği (uygulamalarda bulunurken) kasti yazım-kullanım hatalarına da başvurmaktadır. Kitap içerisinde bazı kelimeleri orijinal dilinde bırakmak gene metin gereği yazarın tercihidir. -6.45/Çevirmen”
‘cümle kurumları’: Türk Dil Kurumu gibi şeyler mi bunlar? Türk Cümle Kurumu mesela? Yoksa ‘cümle kurulumları’ mı demek istiyor?
‘karşılaşmanuaız’: Kitapta rastlayacağınız masum tek hata. Canım tape hatası. Aman hemen sevinmeyelim, belki de ‘kasti yazım-kullanım hatası’dır.
‘içerisinde’: Bu uyduruk kelimeyi kullanan birini, Oğuz Atay’ın deyişiyle, ‘gayriciddiye alabilirim’ ancak, siz de ciddiye almayın, dili dikenden geçilmiyordur.
Bu notun tamamı anlamsız, saçma, palavra. İyi bir yazar, üstelik iyi yazmak üzerine yazdığı bir kitapta şöyle bir cümle kurar mı, siz söyleyin:
“Bu bölüm küçük ayrıntı ve detaylarla ilgili —tek bir şemsiye altında topladığım pek çok tembihten oluşuyor.”
Zinsser, kitapta anlattığı ilkelerin tersine ‘küçük’ gibi gereksiz sıfat kullanacak, ‘detay’ dediği yetmiyormuş gibi eşanlamlısını da kullanacak, bir de böyle uyuz bir cümle kuracak, biz de yayınevinin kitabın başına koyduğu nota güvenip buna inanacağız. Ayrıca, Zinsser ne bilsin Türkçede ‘ayrıntı’ diye bir kelime var ve ‘detay’ demektir. Bunlar ‘metin gereği yazarın tercihi’ olamaz.
Cümlenin orijinali şu:
“This is a chapter of scraps and morsels—small admonitions on many points that I have collected under one, as they say, umbrella.”
Şöyle çevirmek daha iyi değil mi:
“Bu bölümde irili ufaklı notlar var – tıpkı dedikleri gibi, tek bir şemsiye altında topladığım birçok öğüt.”
Çevirmenimiz boyuna ‘tabi’ diyor, ‘tabii’ yazacağına. ‘Traş’ diyor, ‘tıraş’ yerine. Yayınevi de dokunmuyor. Metin gereği çevirmenin tercihi olsa gerek.
Sıkı didikleseniz her sayfasında birden çok hata bulursunuz bu çevirinin. Birkaç örnek daha vereyim:
“Öğrencilerim doğduklarında miras aldıkları mirası ve kim olduklarını anlamak için yazı yazmayı kullanmak isteyen erkekler ve kadınlar.”
‘Mirası miras almak’ hiçbir yazarımızın aklına gelmemişti, hem de ‘doğduklarında’ ha.
“Kötü haber ise çoğu insanın bu işin büyüklüğünden dolayı tutukluk yaşamaları. Geçmişi nasıl tutarlı bir şekle sokabilecekleri konusunda sıkıntı yaşıyorlar —birçok belli belirsiz insan, olay ve duygu.”
Çevirmen berbat gazetecilik Türkçesine kapılmış, yaşadığı gibi yaşatıyor da durmadan. Mesela tutulmuyor da ‘tutukluk yaşıyor’, sıkılmıyor da ‘sıkıntı yaşıyor’. Zinsser iyi ki Türkçe bilmiyor, kitabının dile getirdiği ilkelere tamamen ters biçimde çevrilip ne hale sokulduğunu bilemiyor da rahat rahat yaşamaya devam ediyor.
İngilizcesi şu:
“The bad news is that most of them are paralyzed by the size of the task. How can they even begin to impose a coherent shape on the past—that vast sprawl of half-remembered people and events and emotions?”
Çevirmen soru işaretini de uçurmuş. Şu çeviriye ne dersiniz:
“Kötü haber bunların çoğunun, işin boyutundan ötürü felç olması. Bu durumda yarım yamalak hatırlanan insanlar, olaylar ve duygular dünyasından oluşan geçmişe bir tutarlık kazandırmaya nasıl başlayabilirler ki?”
Bir de şu cümleye bakın:
“İstanbul hayal gücüne o kadar hitap eder ki, orayı ziyaret eden çoğu kişiyi şoke eder.”
Daha kötü nasıl kurulabilir bu cümle?
Orijinali şu:
“Istanbul has meant so much to the imagination that the reality shocks most travelers.”
Çevirmen ‘gerçekler’i de uçurmuş. Şu daha iyi ve doğru değil mi:
“İstanbul hayallere öyle yerleşmiştir ki, gerçek birçok gezgini hayrete düşürür.”
Cümleleri bölmeler, eksiltmeler, arttırmalar da var. En basitinden bir örnek:
“Dağınıklık Amerikan yazın dünyasının en ciddi hastalığıdır. Biz gereksiz kelimelerde, şatafatlı süslerde ve anlamsız jargon içinde boğulan bir toplumuz.”
İngilizcesini vereyim:
“Clutter is the disease of American writing. We are a society strangling in unnecessary words, circular constructions, pompous frills and meaningless jargon.”
Gördüğünüz gibi, ilk cümlede ‘en ciddi’ demiyor Zinsser. İkinci cümlede de çevirmen ‘dolambaçlı yapılar’ı ciddi bulmayıp çevirmemiş.
Bu örneklerin sürüsüne bereket. Birkaç kısa örnek daha vereyim:
“Başkan Reagan’ın başkanlığı sırasında”
“hayatımda yaşadığım anılarım”
“dantel gibi örümcek ağlarıyla örtülüdür” (yazı)
“Hakkında yazdığım neredeyse her kişinin eserlerini bildiğim, sevdiğim kimselerdi.”
“… yazabileceğiniz konular arasında en iyi bildiğiniz konu kendinizsiniz”
Ha bir de şu münasebetsiz noktalar var; bir örnek:
“Ve yine ben ‘burada yazma zanaatı hakkında konuşmak üzere bulunuyoruz.’ dedim.”
Kitabın başındaki notta “yanlış ve anlamsız noktalama işaretleriyle karşılaşmanız mümkün” diyordu ya, işte karşılaştık. Ama o not bu yanlış ve anlamsız işaretlerin yazarın tercihi olduğunu söylüyordu. Yalan. Zinsser, tabii ki, ” ‘…bulunuyoruz.’ dedi” demez, dememiş. Bu yanlış ve anlamsız işaret çevirmenin ve yayınevinin. ‘Burada’nın B’si de büyük olacak.
32 yıl önce, Göcek’te bir kapı önünde elişlerini satan bir köylü kadının pazarlıkla kendisini bezdiren turiste çığırdığı gibi “Enoguh gari!” diyeyim ben de örneklere.
Yine de şunu söylemeden geçemeyeceğim: Amerika Birleşik Devletleri’nde State Department, Dışişleri Bakanlığı’dır. Çevirmen ‘Devlet Bakanlığı’ yapmış bunu. Secretary of State de Dışişleri Bakanı’dır. Bunu da ‘Devlet Sekreteri’ diye çevirmiş.
Çevirmen çevirmen diyorum da bir muamma bu çevirmen işi. Kitabın başındaki notta da “6.45/Çevirmen” imzası var, var amma çevirmenin adına rastlayamadım. Titizliğiyle de ünlü arkadaşım Zeynep Rona didikleyince gördük ki, internet sitelerinin verdiği bilgilerde, birinci ve ikinci baskıda çevirmen olarak Barış Tanyeri görünüyor, üçüncü baskıda çevirmen görünmüyor. Kitap bir de Yasemin Büte çevirisiyle Stabil Kitap’tan çıkmış: İyi Yazmak Üzerine / Düzyazı İçin Yol Haritası. 2023’te basılmış bu çeviriyi görmedim. Edinip bakacağım.
İşte böyle yayınevleri, işte böyle çevirilerle Türkçeyi güvenilmez bir dil haline getiriyor. (Bunun bir anlatımı için: Türkçe güvenilmemesi gereken bir dildir.) Birkaç hafta önce, Moby Dick çevirisiyle ilgili yazım üzerine Aydın Kuş şunu yazmıştı mektubunda:
“Çapraz okuma şansımız yok, zaten bu konuda ürkerek kitap alıyordum, iyice korktum. Ne yapmalıyız konusunda öneriniz varsa öğrenmek isterim. Umarım yazınızı ilgili yayınevleri de okumuştur.”
O zaman da demiştim, okurlar yayınevlerini terbiye etmeye bakmalı, başka çare göremiyorum. Şikayetlerini eleştirilerini duyuracaklar. İsterlerse bu köşeyi kullanabilirler. Belki daha etkili bir kanal bulurlar ya da oluştururlar. Nihayetinde para verip bir ürün alıyorlar, ürünler kalitesiz çıkıyorsa yayınevleri tazmin etmeli zararı, çürük mal satamamalılar. Hukukçular belki yardımcı olabilir: Tazminat davası açılabilir mi?
Dava açılabilse bile kim uğraşacak? Ama kötü iş yapan yayınevlerini teşhir etmek gerekir, kolaydır, etkili de olabilir. Yayınevleri Türkçeye ve okurlarına saygı duymalılar, yazarlara da. Tabii, Murathan Mungan’ın dile getirdiği kural işlerse başka: “Bu ülkede herşey olabilirsiniz, ama rezil olamazsın.”
Duyuyor musun Altıkırkbeş?
OYUN
Kurallar ve puanlama
* Kelimeler en az 4 harfli olmalı
* Aynı harf bir kereden fazla kullanılabilir
* Özel ad yok, mastar yok
Toplam 12 kelime bulacaksın.
4 harfli kelime = 2 puan
5 harfli kelime = 4 puan
6 harfli kelime = 6 puan
7 harfli kelime = 12 puan
Ortadaki harfe 5 puan hediye
İlave her harf 3 puan
7 harfin tümünü kullanırsan 7 puan da hediye.
