Eskiden şu mahalleler hepimizindi… Eskiden; parklarımız çalınmamış, koruluklarımız kesilmemiş, şu çirkin aynalı kuleler, cam gökdelenler dikilmemişti… Eskiden; bu şehirler bizimdi…
Eskiden; minarelerden sela sesi geldiğinde korkmazdık… Eskiden; camiler ibadet içindi…
Eskiden; ‘dolar’ denilince aklımıza ayakkabı kutuları, çikolata paketleri, elbise torbaları gelmezdi…
Eskiden; hırsız hırsızdı, hiçbir zaman hırsıza “Çalsın ama iş yapsın” denmezdi…
Eskiden; devlet adamları durmadan yalan söylemezdi…
Eskiden; eğitimli, donanımlı, bilgili insanlara saygı duyulur, gazetelerde, televizyonlarda konuştukları zaman bir millet kulak kesilir… Soytarılara söz düşmezdi…
Eskiden; sokakta, durakta, kaldırımda, gülmeyi unutmamıştık…
Eskiden; sofralarda; kimin başına ne geldi, hangi felaketi yaşadı insanlar, nerede
canı yandı kadınların‐çocukların diye, lokmalar boğazlarımızda düğümlenmezdi…
Eskiden; her birimizin geleceğe ilişkin umutları vardı…
Eskiden; insanlar “Bu ülkeden kaçıp gitmek istiyorum” demezdi…
Eskiden; canımız yine sıkılırdı ama, iki duble rakı, kasetten bir şarkı, durduk yere bir çengi, çoğu dert üzülmeye değmezdi…