“Akşamdan kalma mısın?”
PKK gerillaları ve binlerce ziyaretçinin Newroz kutlamalarını görmek için Kandil Dağı’na gittiğimi söyleyince böyle dedi bir arkadaşım. Akşamdan kalma mı? Anlaşılan kimileri PKK etkinliklerinin içkiye boğulduğunu düşünüyor. Gördüğüm bunun aksiydi: Ben örnek vatandaşlar gördüm.
Silah taşıyıp aynı zamanda alkol almak PKK üyeleri için densizlik olurdu. Ölümcül bir kombinasyon bu çünkü. Diyebilirim ki yanlarında silah yokken de içmiyorlardır. PKK’nin hayat tarzına uymuyor çünkü.
Onlar, aralarından birinin anlattığı gibi, yeni bir toplum inşa etmeye çalışıyorlar ve içkiye bu toplumda yer yok. Dini nedenle değil – neredeyse din yok gibi – kendi hayatlarının ve toplumun sorumluluğunu üstlenmek istediklerinden. İçki, bu sorumluluk duygusuyla çelişiyor, çünkü sağlık sorunlarına, bağımlılığa ve şiddete yol açıyor.
Elbette, Kürdistan’ın her tarafından binlerce insanın Newroz’u kutlamak için geldiği bir günde PKK’nin en iyi yüzünü gösterdiğini söyleyebilirsiniz. Ama bu argümanı kolayca geçersiz kılacak hakiki ve ince şeylere tanıklık ettim.
Kimse dağıtmadı, herkes rahat ve dengeliydi
Kalabalıkta ailesini kaybetmiş ağlayan çocuklar gördüm, konuşmaların yapılıp konserlerin düzenlendiği sahnenin arkasındaki bölümde, aileleri gelip alana kadar PKK üyelerince son derece özenle bakılıyorlardı. Ziyaretçilerin ortalığı fena halde dağıttığını gördüm, PKK üyeleri her ufak çöpü kocaman çöp kutularına attığını gördüm. Sonradan da gerillaların ortalağı yeniden temizlediğini duydum.
Tüm gün boyunca, binlerce insanın içinde, tek bir konuğun, genç bir erkek, agresifleştiğini gördüm. Bir PKK üyesi onu kolundan tuttu ve sahne arkasındaki çadıra götürdü. Adama ne yapacaklarını merak ettim ve çadırı dikizlemeye başladım. Genç adam bir sandalyede oturuyordu, hala sinirliydi ve bağırıyordu. İki PKK üyesi de, bir kadın ve bir erkek, adamı yatıştırmak için sakin bir ses tonuyla konuşuyorlardı. Onun dışında kimse dağıtmadı ve günün geri kalanında da herkes rahat ve dengeliydi.
‘Vahşi mücadele eşit toplum arzusuna dönüştü’
Birçok gerillayla konuştum, bir sohbet özellikle ilginçti. Bu, yalnızca altı ay önce PKK’ye katılmış 26 yaşındaki bir kadınlaydı. Neden? “Yeni bir toplum inşa etmek için” dedi. Genç, solcu bir idealist olmasıyla beni sarstı. Şöyle konuştu: “PKK’ye katılmadan önce, hiç durmadan kadınların ve erkeklerin eşit olduğu bir dünyadan söz ettim; sevgi dolu arkadaşlara sahip olmak istedim; hayatımı, yanında tamamen kendin gibi olabileceğin, seni yargılamayan ve yüreklendiren insanlarla paylaşmanın özlemini çektim ve PKK’de bunların hepsini buldum. Özgürlük için vahşi bir mücadele olarak başlayan şey, herkes için tamamen demokratik ve eşit bir toplum arzusuna dönüştü. Ve burada Kandil’de, resmi yetkililerin uzağında, bu, hayata geçirildi.”
Kampta 30 kişiyle birlikte kalıyordu, hem kadın hem erkek. Herkesin tüm görevleri yerine getirdiğini ve grupta bir husumet olmadığını söyledi. “Burada ‘en iyi arkadaş’ veya herhangi biriyle özel bir ilişki gibi şeyler yok. Veya daha doğrusu: Biz hepimiz birbirimizin en iyi arkadaşıyız. Aynı şekilde cinsel herhangibir ilişki de yok, bu işler burada böyle yürümez. Birlikteliğin gerçekten tatmin eden farklı bir türü var burada“.
‘Arkadaşlarımı yüzüstü bırakmam’
Her sabah saat beşte kalkıyorlar. Üstelik saat üçe kadar şarkı söyleyip fikir alışverişinde bulunmalarına rağmen. Zor mu? “Hayır değil” diyor konuştuğum kadın. “Birileri ‘Rojbaş’ diyor ve hep beraber kalkıyorsun, sorun değil.”
Yine de, “Kalaşnikof omzunda etrafta dolaşıyorsun çoğu zaman” diyorum. Yeni, barışçıl toplumun pek de en iyi temsili değil. “Biz barış istiyoruz” diyor, “Hepimiz şiddetten ve savaştan nefret ediyoruz. Bunun bir sonu gelsin istiyoruz ve bunu yıllardır istiyoruz.”
Sordum: “Sen ateşkesten sonra [PKK’ye] katıldın. Barış sürecinin bittiğini düşün ve bu şu anda hayal mahsulü değil ve kavga tekrar başladı, savaşır ve öldürür müsün?” Duraksamadan “Evet” dedi: “Yaparım. Türk devletinin vahşiliğine karşı ve burada derin arkadaşlıklar geliştirdiğim insanlar için. Onları asla yüzüstü bırakmam.”
Ben isyan ederdim
Cazip geldiğini inkar edemem doğrusu. Savaş ve ölüm hariç, bu konuda açık olmama izin verin – her ne kadar bunu söylemek benim için kolay bir şey olsa da, çünkü aynı durumda değilim ve bazı durumlarda neler yapabileceğimi kim bilebilir? Türkiye’de bir yabancı olarak, ben de arkadaşlıklarla cebelleşiyorum ve çevremdeki insanlar tarafından tanınmak ve olduğum gibi kabul edilmek için…
Kalıcı, doyurucu, sevgi dolu bir cinsel ilişkiyi aramaktan vazgeçmeyi ve gerçekten artık ihtiyaç duymayayı isterdim. Her gün şafakta kalkmak işime gelirdi – sabahın erken saatlerini severim ama nadiren yaşarım – ve hayatı doğal yaşamak. Hakkında konuştukları bu yeni toplumu inşa etmeye yardım etmek ve eğer bir gün Türkiye’deki Kürt meselesi çözülürse, dağların haricinde ne kadar hayata geçirilebileceğini görmek – tamamıyla desteklediğim amaç.
Ancak asla katılamam. Gördüklerimi sevdim, ama aynı zamanda beni işkillendirdi. Resmi bozan sadece silahlar değil, ayrıca PKK üyelerinin katı namus anlayışı, topluluk kurallarına tam itaat. Bunlar benim içimde yok. Ben isyan ederdim.




