Okura not:
Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.
Aylarca bu köşede yazdım. Defalarca “mülakat düzeni ülkeyi felakete götürüyor” dedim. Bir çözüm bulacaklarına bıyığı yeni terlemiş çocuklarla uğraştılar. Sonunda Türkiye intihar haberleriyle sarsılınca resmi açıklamaların gölgesine sığındılar.
Önümde iki gencin iki ayrı hikayesi duruyor…
İlki avukat Mert Akdoğan. Osmaniyeli bir baba ile Manisalı bir annenin çocuğuydu. Hayali savcı olmaktı. Hukuk Fakültesi’ni başarıyla bitirdi. Yetmedi, hakimlik-savcılık sınavına çalıştı. Yazılı sınavda Türkiye derecesi yapıp 115. oldu. Gelgelelim, geçen aylarda girdiği mülakatta anlayamadığı şekilde elendi. İntihara giden süreç böyle başladı.
Dün, acılı baba Tufan Akdoğan’ı aradım. Oğlunun yaşadıklarına isyan ediyordu:
“55 yaşındayım. Bıktım torpilden. Bu işin partisi, ideolojisi yok. Oğlum hakimlik sınavında derece yaptı. Mülakatta elenince bunalıma girdi. Ana neden bu. Mülakatta elenince İstanbul’da bir hukuk bürosunda birkaç ay önce işe başladı. Oğlum dertlerini pek anlatmazdı. İşyerindeki arkadaşlarından öğrendiğimize göre orada da işleri yolunda gitmemiş, istifa etmiş. O gün halı saha maçı varmış, gitmemiş. ‘Benden bu kadar’ deyip canına kıymış.”
Arama motoruna “mülakat” ve “intihar” kelimelerini yazın. Maalesef birer birer ölen gençlerimizi nasıl unuttuğumuzu görün.