Aydın Engin: Kobani'yi oturup seyretmek bir insanlık suçu

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

 

Birbirimize laf yetiştirmeye çabalamak kolay. Üç kanlı günün sorumluluğunu kendimiz dışında herkese yıkmaya çalışmak kolay. Ama beş gün önce Kobani düştü düşecek kaygılarıyla konuşuyor, bir çare arıyor, oradaki Kürtlerin IŞİD çetesinin eline geçmesini ne yapıp edip önlemenin yollarını tartışıyorduk. Değişen ne?

Kobani düştü düşecek. Tanka, ağır silahlara karşı tüfekle savaşan PYD birlikleri birer birer kırılıyor. BM açıkladı, kentte savaşçıların yanı sıra 700 dolayında çoluk, çocuk, yaşlı, kadın ve erkek var.  Tartışmak, birilerini suçlamak için önümüzde uzun günler var.  Kobani’nin ise günleri değil saatleri, dakikaları var.

Hükümetin davranması bir insanlık ödevi, oturup seyretmenin ise bir insanlık suçu olduğu pek açık değil mi? ABD ve müttefikleri parmaklarını kımıldatmadan laf öğütüyorlar. Kobani’nin kaderini değiştirmesinin mümkün olmadığını bile bile hava saldırıları ile idare ediyorlar. Doğru. Ama onların ayıbı, suçu Türkiye’nin ellerini yıkaması için bir gerekçe olabilir mi?

Efrin ve Cezire kantonlarındaki PYD birliklerinin geçebilecekleri bir koridor açmak çok mu zor ve çok mu sakıncalı?  Beş gün önce içtenlikle tartıştığımız ve beş gündür pek de ilgilenmediğimiz Kobani’ye, orada işgalci ve vahşi bir çetenin saldırısına karşı doğup büyüdükleri, atalarının mezarlarının, çocuklarının okullarının bulunduğu toprakları savunan Kürtlere yardıma koşmak bir komşuluk ödevi ve yükümlüğü değil mi?

Aydın Engin’in yazısı