Murat Sevinç

Mülkiyeli. Anayasa hukuku, tarihi ve Türkiye'nin siyasal yaşamına odaklandı. 2017'de Barış İmzacısı diye üniversiteden atıldı. 2024'te iade edildi. Kitapları da var. Köşe yazısı yazmaya Radikal İki'de başladı, 2014'ten beri Diken'de.

Derdimiz birlikte ve insan gibi yaşamaksa…

Birlikte ve insanca yaşam için asgari elverişli bir zemin gerekli. Siyasi sorunların mahkemelere havale edilmediği, yargının sopa olarak kullanılmadığı, siyasetin kendi olağan araçlarıyla yapıldığı bir zemin. Hiç olmazsa.

Ey özgürlük, seni uzaktan sevmek aşkların en güzeli!

Şu sıralar Türkiye’de, Filistin’de yaşanan felakete tepki gösteren ABD’liler ve oradaki öğrenciler, her cenahın ve elbette İslamcıların büyük ilgi ve övgüsüne mazhar oluyor. Protestonun, tepkinin, özgürlük arayışının ‘oradakini’ seviyor ‘lokal’ palavracılar.

'Gâvur' Tatavla'nın 'Kurtuluş'u: 1929 Tatavla yangını

Aytek Soner Alpan, '1929 Tatavla Yangını ve Tatavla'nın Kurtuluş'u' kitabıyla çok yararlı bir çalışma yapmış. Tavsiye ederim.

Bir kişi ya da zümrenin değil, ulusun egemenliği: Yüzüncü yılında 1924 Anayasası

Bugün 20 Nisan 2024, Cumhuriyet’in ilk anayasası olan 1924 tarihli Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun kabul edilişinin 100. yıldönümü.

Hanımefendi vegan olsaydı sorun yaşamayacaktı!

Vegan ya da vejetaryen olmamanın, bir insanın siyasi yaşamındaki etkisine tanık oluyoruz milletçe; ıstakoz ıstakoz olalı böyle gündem olmamıştır toprağımızda. Güler misin, ağlar mısın!

KHK'lılara bayram kutlaması…

Aynı şeyleri yazıp duruyorum, duruyoruz aslında. Çünkü sorun aynı, muhataplar aynı, umursamazlık aynı. Konuya ilişkin yazılacak yeni bir şey olduğundan değil, şu ya da bu şekilde gündemde tutmak gerektiği için yazıyorum. Umursamazlıkla, unutkanlıkla nasıl mücadele edilir, emin değilim; yazmak, muhtemelen yollardan biridir.

Bir Türk'ün, bir Kürt'ün yurttaşlık hakkını savunması…

YSK Zeydan'la ilgili Van İl Seçim Kurulu kararını kaldırdı ve oy çokluğuyla mazbatanın Zeydan'a verilmesine karar verdi... Bu sonuçta kamuoyunun tepkisinin ne denli etkili olduğunu hatırlatmaya gerek yok sanırım.

Doğru ya, bir de halk vardı değil mi!

31 Mart yerel seçimi sonuçlarının, bir süredir bu ülkenin başına gelen en iyi şey olduğu kanısındayım. Abartmamak gerekir, doğru; buna mukabil 1 Nisan’ın önemini görmek şart. Yoksul halk yığınları, partilerinin söylemini pek umursamadan bir cephe oluşturmuşa benziyor. Demirel’in meşhur ‘boş tencere’ varsayımı bir yıl gecikmeyle doğrulandı gibi. Mayıs seçiminden sonra giderek ağırlaşan, tahammülü hakikaten zor ‘geçim derdinin’ bir sonucu olmalıydı, oldu.

'Devlet ayrı hükümet ayrı' korosu, İstanbul seçimine ne diyor acep?

Devlet tüm varlığıyla bir şehirde boy gösterip İmamoğlu kazanmasın diye uğraşıyor. Kamu kaynakları muhalefetin adaylarına karşı cömertçe kullanılıyor. Vergilerimizle ayakta duran devlet televizyonu muhalefete birkaç dakika dışında yer vermiyor. İktidar kanadının her faaliyeti, parti-devletin tüm TV kanallarında eş zamanlı yayınlanıyor. Rejimin sayısız gazetesi aynı manşetle çıkıyor. Ve bizler bu faaliyete, yıllardır, ısrarla ‘seçim’ diyoruz.

Yüksek yargı organlarının kararları biraz bağlar, çok değil, yeteri kadar!

Barış Akademisyenleriyle ilgili iki yüksek mahkeme kararını hatırlatacağım. Gerçi Yargıtay'ın Can Atalay kararından sonra Türkiye'de artık 'kararları bağlayıcı' bir AYM olup olmadığı çok tartışmalı; buna mukabil, her şeye rağmen sanki olup bitenin hukukla ilgisi varmış gibi yazılıp çizilmesinden yanayım.

Demokrat muhalif basın ve siyasetçilere açık mektup

Bu satırları okuyan tüm yayıncılardan ve ‘diğer’ herkesten, duyarlı siyasetçilerden, Youtube programı yapan gazetecilerden bir kez daha rica ediyorum; sizler ne kadar çok omuz verirseniz, akademisyenlere reva görülenlerin duyulması o kadar mümkün olacak.

Bir kesimin değeri, diğer kesimin değeri değilse… Eyvah!

Bir kesimin dînî ya da din dışı değerleri, diğer kesimlerin değerlerine aykırıysa ve hatta onların özgürlüğüne halel getiriyorsa, laik/seküler hukuk sistemi ne yapar? Birinin özgürlüğünü yok edecek bir değer, diğeri hoşnut olsun diye ‘hukuksal koruma’ görür mü?