Aşk eski bir yalan, artık ilişki var!
A

Ayhan Tinin
Ayhan Tinin
Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu. ‘Pupa Yelken Koçluk’ ve ‘Söz Gelir Yazı Olur’ kitaplarının yazarı. Yönetim danışmanı, senarist, oyuncu koçu, dramaturg.

H. AYHAN TİNİN

Sanat da var / Hayat

insanatinart@gmail.com

İhtimal ki romantik sanatsever okurlarım, bu başlığı okuyunca; şu anda bir kiralık katil arıyorlar!

Sevgililer Günü’nü kutladık ya tüketim mabetlerinde, kalp şekilli tüketim tuzaklarıyla, avm’lerdeki mağazaların hediye paketi sıralarında; o zaman aşkı yazalım.

Sanat dediğimiz, bütün üretim biçimlerine ve hayata en anlam katan eylemlerden birinde; en geniş katmanı tanımlayan duygu aşk!

Sevgililer Günü de aşkın nirvanası olarak, evrensel düzeyde bir duygu seliyle kopma hali…

Aklıma hemen Nazlı Eray hanımefendinin o harika kitabı geldi ‘Aşk Artık Burada Oturmuyor’.

Vallahi nerede oturduğu da bilinmiyor!

Yerini ‘İlişki’ dediği bir arkadaşa bırakıp, çekip gitti.

Önce i’lerin noktalarını koyalım. Genel geçer toplumsal klişelerin dışındaysa aşk aşktır, sevgi de sevgi…

Dolayısıyla artık ne aşk filmi ne aşk romanı ne de aşk öyküleri kalmadı hayatımızda. Bulabildiğimiz ya da yetinmek zorunda kaldığımız yegâne şey ‘Romantik Komedi’ler. Onlar da komik bile olamayan vıcık vıcık şakalarla, romantik olmak isterken her yanı klişe kokan sahnelerle dolu.

Oysa ‘Aşk Her Yerde’ filmini unutabildik mi?

Ya da Yıldız Kenter’in ‘Üç yaşam, üç kavga, üç aşk… İyi ki hep aşk vardı…’ diye başlayan, öz yaşam öyküsünü anlatan oyununu özlemedik mi?

Sahi ne oldu aşka?

İnstagram’da gördüğünüz fotoğraflara kanmayın. Hele biraz tanıyorsanız sahiplerini, o filtreli ‘mış’ gibi yapmaları, sizi inandırmaz zaten.

Günlerdir vitrinlerde besili kırmızı kalpler var, üzerimize hücum eden… Bu soğukta çıplak elli, zayıf ayaklı bir çocuk yanıma gelip çiçek satmaya çalışıyor… Anne babasının bile sevgilisi olabilmiş mi, meçhul.

Ne ‘Rüzgâr Gibi Geçti’ yazılıyor kırsaldaki bir evin üst katında, ne ‘Breathless ’ filminin finalinde Richard Gere aşk uğruna ölümü şiirsel bir sinema karesinde donduruyor, Valérie Kaprisky’nin hüzünle dehşetin birbirine karıştığı bakışları karşısında…

Çoklarından düşüyor da bunca / Görmüyor gelip geçenler / Eğilip alıyorum / Solgun bir gül oluyor dokununca.’ diyordu ya Behçet Necatigil

Hiç sevgilisine şiir hediye eden kaldı mı? Yoksa ille de boğaz manzaralı lüks yemek mekanları mı makbul? Belki de daha özgür partiler; parayla tutulmuş erkeklerin ya da kadınları yarı çıplak dans ettiği…

Çok satışlı bir dergide dehşetle okuyorum ‘Kadının kalbine giden yol takıdan geçiyor, bir kadına seni seviyorum demenin belki de en kestirme yolu!’ Bu nasıl editörlük, bu nasıl ham ve klişe bir başlık! Haydi o sayfayı satıcılara kiraladın da hiç olmazsa metne biraz özen göster, a çocuk… Hoş kadınlar da şakayla karışık sürekli bir takı derdinde ya… O da ayrı bir hicran.

El dokuması halıların motiflerindeki sevgi sözcükleri, yazma desenlerindeki gizli aşk imaları, sevgi ilmekleri çoktan unutuldu. Uzaktan aşkların kuş yuvası, divan edebiyatı da…

Başka kadını övmeyin yanımda gücenirim / Ayten’i övecekseniz ne ala, oturabilirsiniz’ diyecek, Ümit Yaşar kadar tutkulu bir sevgili var mı etrafınızda, daha da önemlisi hayatınızda? Tabii sevgi sözcüklerini de yerli yersiz söylemenin bayağılığına düşmeden!

Bir gece yarısı otururken ustamla; arkadaşı olan Ümit’i anlatıyordu ‘Ayten’e kimler aşık değildi ki’ derken bir gölge geçmişti gözlerinden.

Orhan Veli’nin aşk demeden aşkı, sevgili demeden sevgiyi anlattığı kısacık iki dizelik şiiri ‘Canan ki Degüstasyon’a gelmez / Balıkpazarı’na hiç gelmez.

Herkes ilişki peşinde; ama seviyeli olanından!

Geldim gidiyorum, bunun seviyelisi nasıl oluyor anlamadım. En seviyeli ilişkiyi isteyenler, ağzından hiç düşürmeyenler de genellikle en seviyesiz yaşantılarla dillere pelesenk olanlar.

Yalnızlar içinse bir şizofrenik tetikleme ‘Sevgililer Günü’, tuhaf bir fetiş. Ne yapacak o yalnız insan? Sistem diyor ki ‘Git hemen ilişki kur’ sonra sevgini ispatlamak için indirimli pırlanta yüzük alırsın.

Mesela birçok şey zamlanırken pırlanta tek taş yüzükler neden yüzde elli indirimde? Ve neden kuyumcuya götürdüğünüzde o tek taşlar alındığı fiyatın yarısı bile etmiyor?

St. Valentin day… Hey hey…

Gece nöbetindeki bir hemşire ‘Madame Bovary’yi okuyarak mı tamamladı o geceyi? Ya bir taksi şoförünün gecenin giderek boşalan sokaklarındaki hüznünü ‘Nemrudun Kızı’ türküsüyle sağaltması olası mı? İşliğinde tek başına bir ressam nasıl bir tablo yapar o günde? ‘Sarı Gelin’ türküsünü ya da ‘Mihriban’ı kimler dinledi Sevgililer Günü akşamında?

Sevgi imkansızlıkla fedakârlık arasında sallanan bir zaman salıncağı mı? Lüks hediyelerle, cafcaflı kutlamalarla, smokinli tuvaletli, yüksek tavanlı salonlarla hiç ilişkisi olmayan…

Meramım o ki; boşa alın şu Sevgililer Günü zıvanadan çıkmışlığının kızağını, salın gitsin.

Hakiki aşk şiirleriyle, romanlarıyla, aşkın derin mutluluğu, öfkesi ve gelgitleriyle çalın sevginin kapısını; dikensiz gül bahçesi aramadan Hafız’ın kabrinde gezin, sonra bildiğiniz bütün üzerine yapışmış nesnelerden ayırın sevgiyi, bir bakın elinizde ne kalıyor?

Elinizde kalan, yüreğinizde yanan şeyin anlamına benziyorsa ne mutlu!

Yok eğer eciş bücüş sitemler, yoz iltifatlar ve seviyeli (!) bir ilişkiyse elinizde kalan, yormayın kendinizi.

Tolstoy’un dediği gibi ‘Sevgi neredeyse Tanrı oradadır’.

Ve eğer her konuda olması gerektiği gibi aşk ve sevgide de hakikati aramıyorsa zekânız, hiçbir işe yaramaz.

O halde eğer hakikaten mutluysanız, instagram’a fotoğraf filan da koymayın.