Okura not:
Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.
Ankara’da esen “fetih” rüzgarlarına rağmen, Türkiye’nin nüfuz bölgesinin Şam’a kadar uzamadığı daha şimdiden bellidir. Bu nüfuzun alt sınırını ise SMO tarafından kontrol edilen bölge belirlemektedir. Türk inşaat ve petrol tekellerinin iştahı epeyce kabarmıştır. Ne var ki; büyük ölçekli kamu inşaatlarının siyasi istikrarı gerektirmesi, petrol kaynaklarının ise Fırat’ın doğusuna, yani ABD’nin nüfuz bölgesinde kalması Türk tekellerinin canını sıkmaktadır.
Suriye’de Baas rejiminin yıkılması, İsrail’e 77 yıllık tarihinde verilmiş en büyük armağan oldu. Bu sayede İsrail, Golan Tepeleri’ndeki işgalini ilhaka dönüştürüp kalıcılaştırdığı gibi, Suriye’nin Durzi nüfuslu kuşağında da kendi nüfuz alanını oluşturdu. Lübnan sınırı boyunca ilerleyerek Şam’ın 25 km. yakınına değin geldi (ki bu konum İsrail’e Şam’ı sürekli tehdit edeceği bir avantaj sağladı). Yine Ürdün sınırı boyunca Süveyda’ya değin ilerleme potansiyeli taşıyor. Durzilerin yeni rejimi tanımayarak HTŞ’yi Süveyda’ya sokmaması ve “federalizm” talep etmeleri de bu yeni güç dengesine dayanıyor. Golan Tepeleri’ndeki Durzi nüfusla kurduğu ilişkiyi güney Suriye’ye yayan İsrail, bu sayede kendi nüfuz alanını yaratıyor.
1970’lerde Lübnanlı Durziler, Kemal Canbolat liderliğinde, Filistin direnişiyle birlikte İsrail’e karşı savaşırlardı. Siyasal İslamcılık, İslam-dışı inançlara sahip halkları, inançlarına müdahaleden arî olacakları bu türden tercihlere zorluyor. İsrail de belli bir dönemden bu yana, Durzileri ordusuna kabul ederek, bu eğilimi besliyor.
Süveyda’nın özerkliği ile birlikte, ABD’nin nüfuz bölgesi tüm güney Suriye’ye yayılıyor. Zira El-Tanf üssünün bulunduğu bölgede zaten ABD’nin eğitip-donattığı cihatçılar hakimdi.