METE ÇUBUKÇU
diken.com.tr’de çıkan bir haber Türkiye-Suriye sınırındaki geçiş kapılarının kimlerin elinde olduğunu gösteriyor. Yani, Türkiye’nin yeni komşularını; çünkü birden fazlalar.
Kapıların çoğunluğu, IŞİD, El Nusra, İslami Cephe gibi her tondan İslami hareketin, bazıları YPG yani Suriye’deki Kürtlerin en güçlü yapısının elinde. İki kapı ise Suriye rejiminin kontrolünde.
Yeni komşularımızdan en az kapıya sahip olanı Türkiye’nin başından beri destekleyip bir türlü istenilen kıvama gelemeyen, daha sonra IŞID, El Nusra gibi örgütlere dahil olan Özgür Suriye Ordusu. ÖSO’nun elindeki kapılar zaman zaman diğer İslamcı örgütlerin eline geçiyor.
Manzara bu.
Bu manzarayı detaylı anlatmamızın nedeni ise hemen yanıbaşımızdaki askeri ve ideolojik yapılanma. Dördüncü yılına yaklaşan ve Suriye’deki rejimin yıkılacağı perspektifiyle çıkan yolda varılan nokta bu.
Dört yıl önce her türlü ihtimal düşünülmemiş, moda tabiriyle A,B,C planları hazırlanmamış olabilir mi? Öyle görünüyor.
Afganistanlaşan Suriye
Söylemiştik, söyleyelim: Siz Ortadoğu’ya girerseniz Ortadoğu da sizin içinize girer. Sınırlara ve sınır komşularımıza bakınca bu mottonun ne kadar doğru olduğunu görüyoruz.
Üstelik artık karşımızda Afganistanlaşan bir Suriye var. Ama Afganistanlaşma Suriye’yle sınırlı kalmayabilir. Önümüzdeki dönem, bu durum Türkiye’yi de etkileyebilir.
Neden mi?
Eğit-donat, Suriye’de yaklaşık dört senedir silah ve maddi yardım yapılan muhaliflerden istenilen sonucun alınamaması sonucu hayata geçirilecek yeni proje. Önceleri muhaliflere giden silah ve paralar IŞİD, Nusra gibi yapıların eline geçtiği gibi, muhalif unsurların çoğu da bu örgütlere katılmış durumda. Eski muhalefet dağılmış, Türkiye’nin de dahil olduğu eski proje çökmüş vaziyette.
Yeni projeye göre belli sayıda Suriyeli muhalif Türkiye ve Suudi Arabistan’da eğitilerek savaşmak için Suriye’ye yollanacak. Tutar mı? Göreceğiz. (Küçük bir not: Vietnam, Afganistan, Irak, el Salvador vb. örneklerde tutmadı)
Eğitilecek silahlı muhaliflerin ilk hedefi ABD’ye göre IŞİD, Türkiye’ye göreyse IŞİD ve rejim olacak. Ama ABD’nin IŞİD’in askeri gücü kırılmadan rejime yönelmeyeceği açık. O zamana kadar Suriye’deki dengelerin ne olacağıysa meçhul. Yani rejimle savaş bir başka bahara.
Eğit-donattaki tehlike
Türkiye bu projede görev verilecek kişilerin çoğunluğunun Türkmenlerden oluşacağını açıkladı. Türkmenlerin dar bir bölgede hakim olduğunu düşünürsek kapsamlı bir muhalif örgütlenme ve etki alanından söz edemeyiz. Türkmenlerin bölgesinde ise El Nusra ve İslami Cephe var. Burada örgütler arası bir geçişkenlik olur mu? Silahlar el değiştirir mi? Bilemeyiz. Ama eskiden olmuştu.
Eğit-donata katılacak Türkmenlerin gerektiği zaman kime karşı savaşabileceği/savaştırılabileceği ya da en azından bunun düşünüldüğünü tahmin etmek zor değil.
Ama asıl mesele bu kişilerin Suriye’de savaşırken Türkiye’ye dönüp dönmeyecekleri, sıkıştıkları noktada Türkiye’ye kaçıp kaçmayacakları.
Çünkü Türkiye’ye dönmeleri halinde ne olacağı ortada: Bu proje Peşaver sendromuna ya da bumerang etkisine altyapı hazırlayabilir.
Gelinen noktada Türkiye’nin bölgesel liderlik iddiasından, sınırlarını daha iyi koruyabilen bir ülke noktasına çekilmesi, bunu da herhangi bir beis duymadan hayata geçirmesi hayırlı olabilir. Zaten Süleyman Şah’da bunun ilk adımı sayılabilir.
Ya kapılar?
Varsayalım ki Kobani PYD’nin değil de IŞİD’in elinde olsaydı Süleyman Şah operasyonu yapılabilir miydi?
Ya da şu anda IŞİD’in elindeki kapılarla ilgili ne yapılacak? Çünkü eğit donat adlı projede öncelik IŞİD’le mücadelede. Bu sınır kapıları IŞİD’in elinden alınacak mı ya da nasıl alınacak?
Soruları şimdiden soralım ve hazırlıklı olalım.