Patmos
P

Tatilde Patmos’taydık.

Ailece 15 senedir aksatmamaya çalıştığımız bir tatil Patmos.

Adresi ve tarihi hiç bozulmayan, mâ-aile ve pek çok arkadaştan mürekkep, kalabalık bir grubuz her sene.

Anneler babalar arkadaş, çocuklar olmuş, büyümüş, onlar da çoluk çocuk olunca dört jenerasyon birlikteyiz.

Hayatın akışında farklı adreslere dağılmış yakınlarımız ve günlerin akışında yorulmuş kafalarımız için iyi bir kaçamak oluyor bu tatil bize. 

Giderken Kuşadası’ndan İDO’ya bindik ve yaklaşık iki saatte karşıya geçtik.

Kuşadası’nda bilet sırası biraz uzundu ama pasaport geçişi gayet hızlıydı.

İDO feribot baştan sona süper rahat, Kaptan İsmail Cicigül ve tüm mürettebatı her konuda herkese ekstra yardımcı ve yolculuk yapan herkes halinden ve vaktinden son derece memnundu.

Patmos gümrüğü geçişi ise tabiri caizse kaymak gibiydi.

Sistem bizim tarafta da, onlarda da son derece iyi çalışıyor anlayacağınız.

Patmos orta boy bir ada ve diğer Yunan Adaları’ndan biraz farklı olarak her yaşa hitap eden bir aile adası denilebilir.

Skala ve Chora dedikleri iki merkezi var.

Birkaç bakir plajının yanında, Petra yiyecek ve içecek bir şeyler bulabildiğiniz, Agriolivadi ve Lampi birer basit tavernası olan, Kampos ise iki güzel tavernasının yanında bir de güzel kulüpvari işletmesi olan son derece sade plajlar.

Patmos’da insanlar güleryüzlü, deniz ve sahil tertemiz, yatlar etrafına saygılı, restoranlardan iyi servis ve lezzet fışkırıyor, dükkanlar ışıl ışıl, fiyatlar üçte bir, yollar gıcır gıcır, otoparklar bedelsiz, taksiler Mercedes E 300.

Vale yok, işgal yok, zorlama yok, kavga yok, silah yok, VIP yok.

Herkes düz vatandaş.

Her yerde basit, ekonomik ve iyi ev yemeği yapan tavernalar var.

Hepsi uygun fiyatlı ama bu kesinlikle kalitesiz yemek anlamına gelmiyor.

Gösteriş ve şişirilmiş beklentilere değil, yediğiniz yemeğe ödeme yapıyorsunuz kısacası.

En şık yerde bile sahibinin annesinin ya da büyükannesinin yaptığı börek gelebiliyor önünüze.

Bu da böreğin nefasetinden ziyade restoranın bir ailenin ve bir kültürün devamı olduğunu hissettiriyor size.

Gündüz size servis yapan garsonu akşam başka bir mekanda, yan masada yemek yerken ya da eğlenirken görebiliyorsunuz.

Hizmet veren ile hizmet alan arasında yazık ki alışık olduğumuz görünmez hiyerarşiyi burada hissetmiyorsunuz.

Tabii bu ülkede hizmet sektörünün ikinci sınıf görülmemesinin de bunda rolü önemli.

Girdiğiniz yerde ne yiyeceğinizi ve ne ödeyeceğinizi önceden biliyorsunuz, herhangi bir sürpriz burada da yok.

Adada hayat standardı bizden çok daha yukarıda fakat fiyatlar her alanda bizden bir hayli aşağıda.

David Bowie’nin seksenli yıllardan vefatına dek hemen her yaz uğradığı Patmos, bugün de Tom Hanks’ten Julia Roberts’a, Leonardo DiCaprio’dan Pierce Brosnan’a, Kate Moss’tan Naomi Campbell’a kadar birçok meşhur ismi ağırlıyor her yaz.

Ünlüleri ağırlıyoruz diye esnaf sapıtmadığı gibi, ünlüler de kasıntıdan adayı çekilmez yapmamış.

Hatta tam tersi aslında.

Onlar da buraya kaliteli ama basit bir yaşam için geliyorlar, diğer herkes gibi.

Aralarında adada mülk edinenler dahi varmış bildiğim, fakat yine dediğim gibi şöhret burada kimse için bir ayrıcalık bahşetmediğinden herkes adanın sade ve gösterişsiz ritmine karışıyor daha ilk günden itibaren.

Dünyanın neresinde ne isterlerse bulabilecek bu ünlü ya da ultra zengin insanlar ve bizler, aslında tamamen aynı sebepten geliyoruz bu adaya.

Huzur.

Adanın öyle ‘dışarıdan marka’ bir oteli yok, tüm oteller ve konaklamalar lokal markalar ve lokal anlayışla hizmet veriyor.

UNESCO koruması yüzünden adada büyük otel inşaatı da fiilen yasak, bu yüzden konaklama hep 10-60 odalık butik ölçekte yapılarda kalmış ada genelinde.

Bozmaya ya da zorlamaya da kimsenin kalkıştığı yok.

Bu da demek ki, inşaat yok, gürültü yok, trafik yok ve tabii ki acele de yok.

Yani herkes duble huzurlu.

Ama bu huzur tesadüf değil.

Doğru planlamanın, iyi yönetiminin, kaliteli kamusal alanın, düşük gürültünün, kurallara uyan bir toplumun ve sıkı denetimin sonucu bence bu.

Yani huzur da tasarlanabilir aslında.

Bizim de denizlerimiz, kıyılarımız, tabiatımız ve yemeklerimiz güzel, öyle değil mi?

Ama nereye gidersen git, park başka kavga, giriş başka kavga, fiyat başka kavga, ürün başka kavga, şezlong başka kavga, hak başka kavga.

Hangi sahile bakarsan bak, inşaat başka yorucu, gürültü başka sıkıcı, kirlilik başka problem, trafik başka keşmekeş.

Patmos’da gerek UNESCO koruması olsun gerekse başka bakış açıları, adanın ‘butik’ kalma seçimini ve uzun vadeli destinasyon değeri olarak kalma vizyonunu tebrik etmek lâzım.

Bunu Mykonos ve Santorini beceremedi bence mesela.

İlk Patmos tatilimiz çocuklarla birlikte Türkiye’deki harika tatil adreslerimizin arasına tatlı bir tesadüf sonucu girmiş ve kalıcı olmuştu.

Yunan Adaları da zaten çoğu ‘Türkiye sahilleri aşığı’ için kısa ve tatlı kaçamaklardı bir zamanlar.

Ama artık çoğu vatandaş tatile çıkacağı zaman önce pasaportunu kapıp kapıda vize kuyruğuna giriyor, sonra da yakaladığı ilk feribota biniyor ve kapağı adalara atıyor ne zamandır.

Nereye?

Aynı denizin karşı tarafına.

Ulaştırma Bakanlığı 2022’de Türkiye’den Yunan adalarına geçen yolcu sayısı 416 bin demiş.

2023’te 804 bin.

2024’te 1 milyon 153 bin.

2025’te 2 milyon 253 bin.

Dört yılda beşe katlanmış.

Ve Yunanistan geçen sene bu turistten yarım milyar euro kazanmış diye öğrendim.

Esnaf da çok memnun durumdan ve bu yüzlerinden de okunuyor zaten tüm adada.

2026 tahmini ise 2.7 milyonmuş.

Dönüşümüzde Yunan gümrüğü yine çok iyiydi, İDO yolculuğu biraz salladı ama çok çok iyiydi. Bizim gümrük ise Türkiye’ye döndüğümüzü hatırlatmak istercesine 100 metre kuyruk olmuştu.

Patmos’a uçak yok, feribot ya da tekneyle ulaşmak ise saatler sürüyor, ama belki de bu zorluk o biraz evvel yazdığım ‘butik’ kalma planlamasının bilinçli bir ‘kolay ulaşılmayan yer’ filtresi olarak buraya konuluyor.

Patmos’u özel yapan denizi değil aslında, o deniz bizde de var, ama o denizin etrafına kurulan yaşam biçimini biz bir türlü iyi ve samimi tasarlayamıyoruz.

Aynı Ege’yi paylaşıyoruz, aynı güneşin altında yüzüyoruz, aynı balığı tutuyoruz, aynı zeytinyağıyla pişiriyoruz, ama ne yazık ki doğaya, tarihe ve insana aynı değeri vermiyor ve hiçbirine aynı titizlikte davranmıyoruz.

Dünyanın en güzel kıyılarına sahipken, dünyanın en güzel yemeklerine sahipken, gayet donanımlı hava limanları ve harika ulaşım araçlarına sahipken, herkesin aklında bir soru var son yıllarda:

Millet neden Yunan Adaları’na akın ediyor?

Kavgadan ve kazıktan uzak, beyninde bir sayaç dönmeyen, huzurlu bir tatil için olabilir mi acaba?

Benim aklımdaki soru da şu:

Kendi elimizdekini neden benzer bir bilinç ve kararlılıkla biz de hayata geçiremiyoruz acaba?