Abbasağa'dan Bebek Parkı'na bakıp da görmediklerimiz

SANEM GÜVEN

@sanemguvensg

Editör. Sinefil. Hukuk fakültesi mezunu. Rutini de yeniliği de seviyor, aynı yollarda farklı şeyler görmeye çalışıyor. En sevdiği güzargah olan Kuruçeşme-Bebek arasındaki yürüyüşünü Diken’e yazdı.

Abbasağa Parkı Fotoğraflar: Sanem Güven

Yürüyüş bazen bakıp da görmediklerimizi görmek için yapılır. Hani şu önünden yüz kere geçip de kim olduğunu bilmediğimiz heykel, her gün içinden yürüyüp de adını bilmediğimiz parkı fark etmek için.

Yıldız’daki Abbasağa parkına, parkın hemen dışındaki güneş saatine en yakın köşeden giriyorum. Girer girmez Ord. Prof. Bedri Karafakioğlu’nun büstü çıkıyor karşıma. İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) elektrik fakültesinde dekanlık yapmış, dört yıl İTÜ rektörüymüş. Büstün altındaki bilgilendirme yazısında ‘1978’de Bakırköy’de uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybettiği‘ yazılı.

Acaba şu an İTÜ’de okuyanların kaçı profesörü biliyor diye merak ederek parkın içinden hızla Beşiktaş’a iniyorum. Pazar günü sabah saat 09:00, kediler güne hazırlanıyor, ortalık kuş sesleriyle dolu. Erkenci bir iki kişi sandalyesini kitabını alıp gelmiş. Ama Beşiktaş sokakları boş, daha doğrusu arabayla dolu. 

Ortaköy’e giden yolun başından Bebek otobüslerinden birine atlayıp Şifa Yurdu durağında iniyorum. Hemen indiğim yerdeki parkın halk arasındaki adı Kuruçeşme Parkı.

Oysa kapıda tam adı kocaman yazıyor: Cemil Topuzlu Parkı. Küçük ama huzurlu bir yer burası. Ağaçlar çok güzel, harika gölge yapıyorlar. Ne var ki ortalık dün geceden kalma çöplerle dolu. Beni sinirden çok üzüntü basıyor, aklım da almıyor üstelik. Denize kimyasal akıtılan bir dönemdeyiz, ama ben hala çimene bırakılan naylon torbalara, beton zemine yayılmış çiğdem kabuklarına da çok üzülüyorum. Parktan çıktığım uçta Cemil Topuzlu takım elbisesiyle iki dirhem bir çekirdek ufka bakıyor. Sanki yanında yerde duran bir şişe birayı az önce bitirmiş ve “Ne olacak bu durumlar” diye düşünüyor. 

Kuruçeşme’de Cemil Topuzlu, Bebek’te Fuzuli heykelleri

Parktan çıktıktan sonra bir süre denizle bağım kesiliyor. Lüks otellerin, sadece ‘oraya uygun olanların’ arkasını görebildiği koca duvarlarının yanından, Kuruçeşme otobüs durağına doğru yürüyorum. Yine tam durağın orada bir mini park var, ben gene parkın içine atıyorum kendimi. Buradaki tuvalet, benim gibi iki yudum su içse tuvalet arayanlar için adeta mutluluğun mimarisi.

Parkın ön tarafı deniz olduğu için artık deniz kıyısından yürüyebilirim. Oh be dünya varmış! Nasıl güzel, nasıl güzel bir Boğaz bu! Diğer yürüyüşçüler ve sabah koşuya çıkmış olanlarla karşılaşmalar başlıyor artık. Sanırsınız ki İstanbul’un yarısı kendini spora vermiş, diğer yarısı da balık tutmaya adamış.

Erkeklere her yer plaj.

Nepal’deki gezi rehberim birkaç yıl önce İstanbul’a gezmeye geldiğinde onu bu güzergaha götürmüştüm. En çok İstanbul’un tepelerine diktiğimiz Türk bayraklarını beğenmiş, en çok İstanbul’da herkesin balık tutarak hayatını kazanmasına şaşırmıştı. Demiştim ki “Yok canım herkes değil. Biz hep yüzde 50-50 bölünürüz. Bak diğer yarısı spor yapıyor”.

Arnavutköy iskelesini, Akıntı Burnu’nu falan hep deniz kenarından yürüyerek Bebek’e yaklaşıyorum artık. Bizim insanımız ‘bişey olmaz’cı. Akıntı Burnu’nda denize giren çok var. Oysa burada akıntı çok güçlü ve burası hep rüzgarlı. Yazın ortasında bile içim ürperiyor, sonbaharda ya da kışın yürürken atkı ve bere şart.

Benden sonra Bebek’te neler neler olacak

Bebek’e geldiğimde, Bebek Parkı’ndan hemen önceki köşede güneşlenip denize giren birkaç erkek görüyorum. Burası yazın bir ‘erkekler plajı’ oluyor. Henüz bilmiyorum ama birkaç gün sonra Bebek ortalık yerde çırılçıplak güneşlenen, kamuya açık alanda cinsel ilişkiye giren insanlarla gündeme gelecek.

Bebek Parkı

Birisi hapishaneden izinli çıkmış tutuklanıyor, bir diğeri akıl sağlığına ilişkin şüpheler nedeniyle tedaviye gönderiliyor. Demek ki bu yürüyüşü birkaç gün sonra yapsam, göreceğim can sıkıcı şeyler çimenlerdeki çöplerden ibaret olmayacakmış. Şans işte!

Nihayet Türkan Sabancı Bebek Parkı’na giriyorum. İçindeki kocaman oyun alanı sayesinde anne babalar mutlu, çocuklar mutlu.

Ali Teoman Germaner’in Bebek Parkı’ndaki heykeli.

Dev ağaçlar, koyu gölgeler, herkese yetecek kadar yeşillik. Gerçekten nefis bir yer burası. Saat 11.00 olmasına rağmen kalabalık. Dikkatimi yaklaşık benim boyumda bir heykel çekiyor. Yanındaki tabelada ‘Soyut Heykel’ yazıyor. Ali Teoman Germaner yapmış.

Sanem Güven

“Mütevazı bir park heykeli düşündüm. Çok fazla siyasi motifi olmayan, çok iddialı olmayan bir küçük parkın içerisinde mütevazı, çocuklarla iletişim kurabilecek bir biçim olsun istedim” diyor. Doğrusu çocukların bu heykeli fark ettiklerinden şüpheliyim.

Az ilerde köşede Fuzuli’nin bir heykeli var. Onun için sesli bilgilendirme yapan bir düzenek kurmuşlar. Oturup hayatını dinleyebiliyorsunuz. “Fuzuli çok fuzuli adammış” seviyesindeki lise esprilerimizi hatırlayıp artık bir kahveyi hak ettiğim için deniz kenarındaki kafelerden birine oturuyorum. 

Dönüş için çok da geç kalmamak lazım. Çünkü Boğaz yalnızca güzelliyle değil trafiğiyle de meşhurdur.

Attila İlhan, Deniz Gezmiş ve Ahmet Kaya’yla Gezi Parkı’ndan Ihlamur Kasrı’na

Etiler’den Beşiktaş’a ‘pastoral’ adım marş