Bana öyle geliyor ki, toplum ve siyaset üzerinde etkili olması ve ‘rol-model’ teşkil etmesi itibariyle bugünlerde yeni bir insan tipinin, yaygın bir karakterin görünür hale gelmesine şahit olmaktayız. Özellikle Yakup Kadri’nin kelimeleriyle, “Her biri, bir hile ile efendilerinin arabasına binmiş seyisleri” andıran ve insanı eskiye nisbetle bir mukayesede bulunmaya zorlayan bir zümre mevcut.
Yarı yarıya hem bürokrat, hem işadamı veya orta boy tüccar. Batılılaşma tarihinden alışık olduğumuz ‘dine karşı lâkayd’ bir zümre değil bu; aksine dinin lisanını az buçuk bilen ve variyet bakımından hızla yükselen bir ortak özellikleri var. Parayla iktidar arasındaki ilişkiyi, zekâdan çok kurnazlığı andıran bir pratiklikle hemen sezen ve bu ilişkiyi sürdürmek için prensip tanımayan bir kitle.
Pahalı giyinebilecek imkânlara sahip fakat ‘şık olmak’ noktasından henüz hayli uzakta. Çocuklarına devlet okullarında değil özelde, gittikçe artan bir oranda yurtdışında okutmaya eğilimliler. Dindarlıkları, din ile yaşadıkları hayat arasında bir ahenk arayacak ve bulacak kertede derûnî bir hesaplaşmanın ötesine varmıyor. Genellikle kendilerine benzeyen zümre içinden kız alıp vererek bir nevi zümre dayanışması gösteriyorlar. Kitap okumaktan hiç hazetmiyor, bilgi yerine sezgiye, tecrübe yerine pratikliğe önem veriyorlar. Sanatla ilişkileri ‘kitch’ seviyesinde…