Bu kriminal 'reality show'u niye izliyoruz?
B

DAĞHAN IRAK

daghan@daghanirak.com

@daghanirak

Türkiye, birkaç haftadır merkezinde ülkenin en ünlü organize suç örgütü liderlerinden birinin olduğu bir ‘reality show’a sahne oluyor. Mafya babalarının hesaplarını YouTube’dan gördüğü, içişleri bakanının  Twitter’dan cevap yetiştirdiği, araya ‘gazeteci görünümlü mafyatik iş takipçileri’nin sokulduğu, kirli çamaşırların milyonlarca kişinin şahitliğinde havalandırıldığı, gerçeküstü, insanın havsalasını zorlayan bir ortam.

Ve bu ilk kez de olmuyor. Daha evvel, AKP’yle, şu an içinde yaşadığımız rejimi birlikte inşa ettiği Fethullahçılar birbirine girdiğinde de ‘içeriden’ tweet atan hesapların tape videoları milyonlarca izleyiciye ulaşmıştı.

Başlıktaki soru, ‘Biz niye bunları izliyoruz‘, izlemeyelim, yok sayalım anlamında değil. İçişleri bakanıyla bir suç örgütü liderinin, varlığı çok açık kişisel ilişkilerinin hesabını kamuoyu önünde görmesi, dünyanın her yerinde haberdir, kimse de kolay kolay ‘Bana ne?’ diyemez. Sorduğum soru şu: Medya önünde gerçekleşen bu hesaplaşmaları ve milyonların ekrana bağlanmasını yaratan koşullar neler ki birkaç yılda bir karşımıza çıkıyor?

Birincisi; AKP iktidara geldiğinden beri iktidardaki gücüyle hesap vermezliği orantılı olarak arttı. Bu hesap vermezlikle gayrikanuni ve gayrimeşru işlerin arasında bir fasit daire doğdu. Bu öyle bir şey ki böyle bir hesap vermezliğe suç işlemek için mi ihtiyaç duyuldu, yoksa bu denli hesap vermezliğin yarattığı güç zehirlenmesi suç niteliğinde işlere meyil mi yarattı, ayırt etmek mümkün değil. Ama şu an gerçek olan bir şey var: AKP’nin hesabını veremeyeceği belki binlerce icraatı var ve bunları kamuoyundan ısrarla ve itinayla kaçırmaktan başka çok bir çıkar yolu da yok. Sırf bu iş için kurulmuş koca bir medya düzeni mevcut.

Bunun yarattığı iki ana sonuç, bir de yan sonuç var.

Ana sonuçlardan ilki şu: Saklayacak ne kadar çok şeyiniz varsa, kirli çamaşırlarınızın dökülme ihtimali o kadar artar, istediğiniz kadar gizlemeye çalışın, valizin dikişleri bir yerden patlar. Dahası, her işinizi gizli saklı yapıyorsanız, insanların yaptığınız işlere olan merakı artacaktır.

Türkiye’de AKP seçmeninin bile kendini muhalif medyaya bakmak zorunda hissetmesi ne sır, ne anormal. Ve bu durumun yarattığı yan sonuç şu: Siz her işinizi saklamak zorunda kalır, bütün sistemi bunun üzerine kurarsanız, kendinize bir şantajcı ve iş takipçisi esnafı yaratırsınız. İktidar medyasının görünür isimlerinin temel işlevinin bu olmadığını iddia etmek çok zor.

İkinci temel nedene gelelim.

Yukarıda anlattığım durumla da bağlantılı olarak AKP için iktidarda kalmak bir takıntı hâline geldi. Hesabı verilemeyecek işlerin çokluğu, iktidara tutunmanın bir ölüm-kalım meselesine dönüşmesine yol açtı. Girilen yolda, AKP’nin bu uğurda feda etmediği hiçbir şey kalmadı. Buna hareketin İslamcılık davası dahil. Bugün, AKP’yi AKP yapan ideolojik hiçbir şey yok, bu açıdan MHP’nin içinde eridi gitti.

AKP’den, Erdoğan’ın kişi kültü ve 20 yılda kurduğu çıkar ağlarını çıkardığımızda geriye kalan şey çay tabağını doldurmayabilir. İdeolojisi olmayan ama iktidarda kalmak için seçim sonuçlarını tanımamak dahil her şeyi yapmışlığı bulunan bir partinin, bir siyasi partiden ziyade çıkar amaçlı bir şebekeye dönüştüğünü görmemek mümkün değil. AKP’nin iktidarı korurken, sürekli ‘iş ortakları’na ihtiyaç duyması, hem kendisi hem ülke için felaketlere yol açıyor. İki video dalgasında da kirli çamaşırları dökenler, AKP iktidarı için açıklanması mümkün olmayan işler yapanlardı.

AKP’nin yerini korumasından çıkarı olan, ama günü geldiğinde AKP’yle çatışmaya girip ‘Omerta’yı bozabilecek başka gruplar da var şu an iktidar mekanizmasının içinde. AKP’nin toplumu geren, kamu çıkarına aykırı bazı uygulamaları, sırf bu grupları memnun etmek için yaptığı, bu grupların, bugün terör örgütü sayılan eski iş ortaklarına benzer şekilde devlet içinde örgütlendiği de sır değil. Devlet içindeki çeteleşme, ister istemez itirafçı adayı sayısını bir hayli artırıyor, özellikle de dönemin sonunun geldiği giderek daha belirginleşirken…

Hesap vermezlik rejimi

Ve bu ikisiyle bağlantılı en önemli nedene geliyoruz. Şu an Türkiye’de kurulu bulunan ara rejim, bir ‘hesap vermezlik rejimi.’ Kendisini bir şekilde hesap vermeme ehliyeti üzerinden tanımlıyor. AKP için iktidarın tanımı, uzunca bir süredir, toplumun üzerinde keyfi ve mutlak bir tahakküm kurmak. Bunun kendini gösterme biçimlerinden biri, kamusal alanda açık açık kural çiğnemek. AKP’liler, iktidar sahibi olmayı, başkalarına işleyen kuralların kendilerine işlememesi üzerinden tanımlıyor.

Bu nedenle kendi iktidarlarına iman tazelemek için sürekli kural çiğnemek, suç işlemek zorundalar. AKP için iktidar olmak demek, kanun kural tanımazlık demek… Bu yeri geliyor pandemi sırasında binlerce kişilik kongre yapmak oluyor, yeri geliyor yüz yıllık kurumlara ne oldum delisi kayyımlar atamak oluyor, yeri geliyor organize suç örgütü liderlerine açıktan destek vermek oluyor. Bugün AKP’nin ayağına dolanan ilişkiler, biraz da bu ilişkileri tahakkümünün nişanesi olarak herkesin gözünün önünde kurma takıntısının bir sonucu. Herkesin herkesle fotoğrafı var, her fotoğrafın bir hikayesi var.

Peki, biz ne yapalım?

2013 sonunda AKP’lilerle Fethullahçıların kapışmasını ‘Yiyin birbirinizi‘ deyip çekirdek çitleyerek izledik, sonunda olan bize oldu, o kapışmadan nur topu gibi bir otokrasi doğdu. Şu anki çatışma da, sıradan insanın izlemekten başka yapabileceği bir şeyin olduğu bir çatışma değil. Aklı başında herkes, AKP’nin eski ‘iş ortakları‘nın sütten çıkmış ak kaşık olmadığının farkında, dolayısıyla bu kavgada tutulabilecek bir taraf yok. Ama işin kötü tarafı, halkın kendi çıkarını kovalayabilecek bir kavgası yok, olamıyor.

İktidar içi çatışmalara merak, biraz da nefes alabilmek için bu iktidarın bir şekilde zayıflamasına duyulan ihtiyaçtan kaynaklı. Normal, demokratik bir ülkede, halk iktidardan, hele bu iktidardan, pek çok farklı şekilde hesap sorabilirdi. Bugün hâlihazırda, pandemi yönetiminden ekonomiye, çevreden deprem hazırlığına kadar halkı doğrudan tehdit eden ve iktidarın hesap vermediği pek çok konu var. Hesap sormakla yükümlü muhalefetin de bunu sıklıkla beceremediği malum. Kurumsal siyasete alternatif sivil toplum örgütlenmeleri hem zayıf, hem olanların da ümüğü sıkılmış durumda. Medya neredeyse tamamen iktidarın kontrolünde…

Durum böyle olunca, iki şerden bir hayır çıkmasına bağlanıyor umutlar.

AKP gerçekten ‘bir kamera, bir tripod’ karşısında çaresiz kalıyorsa bunun nedeni, adalet arayışındaki çaresizliğin milyonlarca insanı bir mafya babasının üstü kapalı tehditlerinden ümit devşirmeye mecbur bırakmasıdır…