EFE SÖNMEZ
efesonmez@diken.com.tr
İstanbul’a 2 bin 200 kilometre uzaklıkta bulunan, İsviçre’nin güneybatısındaki Montrö kenti, bugün Türkiye için farklı bir öneme sahip. Boğazlar’ı Türk hakimiyetine veren Montrö Boğazlar Sözleşmesi, 85 yılın ardından bir kez daha Türkiye’nin en önemli gündem maddelerinden…

Montrö kentindeki Montrö Palas, 20 Temmuz 1936’da dönemin önde gelen siyasetçilerinin katılımıyla tarihe geçecek bir toplantıya ev sahipliği yaptı. Oteldeki Türk muhabirlerin anlatımına göre, imza töreninden önce Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras tarafından diğer ülke delegeleri için verilen ziyafet, saat 21:30 sıralarında bitti.
Daha sonra delegeler, imza töreninin yapılacağı diğer salona geçti. Anlaşmanın ilk nüshası, saat 22:00 sıralarında alfabetik sıra gereği ilk olarak Bulgar delege tarafından imzalandı. Son imza ise Yugoslav delege tarafından atıldı. Ardından diğer nüshalar da aynı şekilde tüm delegelere imzalatıldı. Saat 22:35’i gösterdiğinde, anlaşma artık tüm ülkeler tarafından imzaya alınmıştı.
Halk meydanlara akın etti
O sırada halk, Taksim Meydanı, Üsküdar, Kadıköy, Eyüp ve Şehremini Meydanı gibi merkezi yerlerde çoktan toplanmıştı. Dönemin gazetelerine göre, yüzbinlerce insan bir araya gelmişti. O gece, işyerleri kapanmamış, tramvay ve otobüslerin sabaha kadar çalışmasına karar verilmişti. İtfaiye Bandosu Beyazıt’ta, Şehir Bandosu ise Taksim’de milli marşlar çalıyordu.

Ankara’da Ulus Meydanı’na büyük bir hoparlör kondu. Buradaki yurttaşların da gözü kulağı Montrö’den gelecek haberdeydi.
Ve haber gelir…
Dönemim içişleri bakanı ve CHP genel sekreteri Şükrü Kaya, aynı gece CHP Genel Merkezi’ne bir telgraf çekerek (altta) sözleşmenin imzalandığı haberini telefonla aldığını kaydetti.

CHP Genel Sekreterliği, haberi alır almaz, vakit kaybetmeksizin Halkevleri’ne bildirimde bulundu ve yapılacak törenler için harekete geçilmesini istedi (altta).

Bakan Şükrü Kaya tarafından CHP’ye 22 Temmuz 1936’da gönderilen diğer bir başka telgrafta (altta) ise anlaşmayla boğazların emniyetinin alındığını kaydedildi.

Montrö’de sözleşmenin imzalandığı haberi, 20 Temmuz’da sokaklarda toplanan kalabalıklara hoparlörler vasıtasıyla duyuruldu. Bekçiler de sokak sokak gezerek davul çaldı. Sokaklar ancak saat 01:30 sıralarında ıssızlaşmaya başladı. Kutlamalar, 22 Temmuz 1936’da gün boyu sürdü.
Sözleşmeyle ne değişti?
Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nden önce, İstanbul ve Çanakkale boğazları, 1923 Boğazlar Sözleşmesi kapsamında oluşturulan Uluslararası Boğazlar Komisyonu tarafından idare ediliyordu. Bu sözleşmenin en önemli kısmı, boğazların silahsızlandırılmasıydı. Türkiye, stratejik öneme sahip her iki boğazda da asker bulunduramıyordu.

Montrö Sözleşmesi, boğazların idaresini Türkiye’ye verirken, ordusunun da bölgede bulunmasına izin verdi. Ayrıca, boğazlardan geçirilecek savaş gemileri için de tam serbestlik yerine kısıtlamalar getirildi.
Boğazlarda hakimiyet

O gece, Montrö’de sözleşme imzalanır imzalanmaz Türk donanması, boğazlara hareket etmek için demir aldı. Donanma, 22 Temmuz 1936’da saat 03:00 sıralarında Çanakkale önlerine gelmişti bile. Karaya çıkarılan denizciler ile kentin doğusunda hazır bekleyen kara ordusu, Çanakkale’ye girerek saat 12:00’ye kadar tam hakimiyeti sağlamış oldu.

İstanbul’da ise askerler, Üsküdar’daki arabalı vapur iskelesinden Şirket-i Hayriye vapurlarıyla gece yarısı Anadolu Kavağı’na götürüldü. Amaç, boğazların Karadeniz’e açılan kısmını kontrole almaktı. Türk askerleri, öğlen olmadan tahrip gücü yüksek topları tabyaya yerleştirdi (üstte). Topların yönü Karadeniz’e bakıyordu. Burada da çok sayıda yurttaş toplandı.
Gazeteler ne dedi?
Yurttaki coşku, sözleşmeden bir gün sonra, 21 Temmuz 1936’da yayınlanan gazetelere de yansıdı. Gazeteler, bu anlaşmayı ‘Atatürk Türkiyesi’nin zaferi’ diye tanımlarken, Lozan Anlaşması’nın tamamlayıcısı olarak gördü.

Cumhuriyet gazetesi, 21 Temmuz 1936’daki sayısında, boğazların daha önceden silahsızlandırılmış olmasına atıfla “13 yıllık bir ayrılıktan sonra ebediyete kadar sürecek bir kavuşma” diye yazdı.
Başyazar Yunus Nadi, ilk sayfaya konan yazısında “Boğazlardaki açıklıktan istırab ve endişe duyan Türk milleti bizim bu en hassas noktalarımızda tesis olunan emniyetten dolayı alabildiğine memnun, müsterih, müteşekkir ve müftrih olmakta yerden göke haklıdır” ifadesine yer verdi.
Anadolu gazetesi, ‘hususi’ imzasıyla yayınladığı haberde, Atatürk’ün şu sözlerini aktardı: “Milletimizin yüksek seciyesine, ordumuzun bükülmez bazosuna (temel) ve medenî beşeriyetin aldatılmaz bonşansına dayanarak ve güvenerek kullanılan zekâ, liyakat ve enerjinin, bütün beşeriyetin muhtaç olduğu sulh ve huzur bahşeden neticeler doğurabileceğinin delili olan Montrö konferansı eseri cidden sevinmeye ve sevindirmeğe değer bir tarihî hadisedir.”
Gazete, sözleşmenin imzalanmasını da “Mehmetçik boğazların anahtarlarını aldı” diyerek manşetine taşıdı.

Tan gazetesi de anlaşmayı manşetinden ‘zafer’ olarak nitelendirdi. Gazetenin ilk sayfasındaki bir haberinde şöyle dendi: “Bu satırları okuduğunuz zaman, Osmanlı İmparatorluğu’nun enkazından dipdiri kalkmış olan yeni Türkiye, Lozan’da bütün cihana tasdik ettirmiş olduğu istiklal ve hakimiyetini Montrö’de elde ettiği bir ikinci zaferle teyit ettirmiş bulunuyor.” Tan, Atatürk’ü kast ederek “Tarihte hiçbir kumandan aynı yerde iki zafer kazanmış değildir” diye yazdı.
Ulus gazetesi, “Atatürk Türkiyesi’nin yeni zaferi” derken, ilk sayfasında Atatürk, dönemin başbakanı İsmet İnönü ve bakan Aras’ın fotoğrafını yayınladı. Falih Rıfkı Atay, başyazısında ‘boğazların, evlerimizin deniz kapıları’ olduğunu belirtirken, şöyle yazdı: “Bugün Türk milletinin, milli emniyeti namına bayram yapma hakkımız olduğu kadar, sulhu seven milletler, boğazlar meselesinin hallolunmasından aynı şevk ile sevinseler o kadar yerine olur.”
Dönemin gazetelerinden bazı haber ve yorumlar şöyle:
Yeni Asır (21 Temmuz 1936): Boğazlara hâkim olan milletin siyasal muvazenelerin kefesindeki yeri ve ağırlığı ayrı bir hususiyet taşır. Bu itibarla boğazlara tam ve kâmil bir şekilde hâkim olmak hakkının büyük devletlerce kabul edilmiş olması yalnız topraklarımızın emniyetini elde etmekle kalmamış oluyor. Türkiye, boğazlara hakim bulunmakla emperyalist devletlerin istila hırslarına karşı yurdu korumaktan başka cihan sulhunu da korkutmak isteyenlere karşı bir vazife ve bir rol tekabbül eylemiş bulunuyor.
Açıksöz (21 Temmuz 1936): Açık alnı, temiz kalbi, pürüzsüz emelleri ile rahatlık, huzur, sükun ve barış içinde çalışmıya her milletten üstün bir örnek teşkil eden Türk, Boğazlar meselesinde de bütün dünya milletlerine diplomasi dersi verdi ve milletlerin haklarını muahhedeler çerçevesi içinde de pek ala saydırabileceğini ispat etti.
Ulus (22 Temmuz 1936): Yurda emniyet ve inan telkin eden ve Türk medeniyeti tarihinde bir anıt olacak olan cumhuriyet rejiminin bu büyük armağanı Türk mgilletine kutlu olsun.
Herkes memnun muydu?
Türkiye’nin ABD Büyükelçiliği, Indiana Üniveritesi’nin profesörlerinden Harry N. Howard’ın Ekim 1936’da sözleşmeye ilişkin ‘Foreign Affairs’ dergisinde çıkan yazısı hakkında Kasım 1936’da Ankara’ya bilgi verdi.
Türkiye uzmanı profesör, sözleşmenin, Türkiye ve Türkiye’nin Balkanlardaki dostları için ‘bölgesel siyaset açısından sarih (açık) bir zafer’ olduğunu ifade etti.
Diğerlerini örnek gösterdi
Yazıda, ‘Montrö’nün Boğazlar meselesini katiyetle halletmediği ve umumi bir terki teslihat yapılmadan bu meselenin halledilemeyeceği ve Boğazlar meselesine nihai bir şekil bulmak için Süveyş ve Panama kanalları ile Cebelitarık boğazının da aynı sınıfa idhal edilmesi ve hepsi için müşterek bir statü bulmak gerektiği’ belirtildi.
Makalenin yazıldığı dönem, bahsedilen boğaz ve kanallar, Montrö öncesi Türkiye’nin kanallarının idaresine benzer bir şekilde yönetiliyordu.

