Ahmet Davutoğlu’nun Gelecek Partisi’nden sonra Ali Babacan’ın DEVA’sının da sahneye çıkışı Türk siyasetinde taşların bundan böyle eski yerinde kalmasının mümkün olmayacağını gösteriyor.
Gözümüzün önünde ise ehliyet ve liyakate değil itaat ve sadakate göre şekillenen bir kadronun yönettiği devlet tablosu var… Ortak akıl, demokrasi, katılım gibi kavramların virüslü muamelesi gördüğü bir ‘şahıs partisi’ tablosu…
Belki hepsinden önce rasyonaliteden kopuş var. Hatalı politikaların, yanlış kararların, kötü yönetimin üstünü örtmek için bütün olumsuz gelişmelerden -işler yolunda giderken nedense hiç ortada görünmeyen- dış güçlerin, üst aklın vs. sorumlu sayılması var… Muhaliflerin, rakip siyasetçilerin ve hatta kendilerine dostane uyarılarda bulunan aydınların düşman, hain vs. ilan edilip şeytanlaştırılmaya çalışılması var.
367 skandalına tepkiyle yükselen bir kadronun İstanbul seçimlerini iptal ettirme skandalı var. En sadık AK Parti seçmeninin bile yüzünü yere baktıran ‘çünkü çaldılar’ propagandası var…
Yeni partilerin asıl kurucusu, iktidarın bunca zamandır her türlü uyarıya ve ülke yönetiminde ortaya çıkan onca olumsuz sonuçlara rağmen inatla sürdürdüğü ‘yanlışları devam ettirme siyaseti’dir.