İyi bir toplumu prensip sahibi insanlar yaratır. Prensip sahibi olmak, hem kendinle başbaşa kaldığında hem de herkesin gözü önünde zor zamanlar yaşandığında o prensiplerin arkasında durabilmek demektir. Prensip, korumak için fedakarlık yapılabilen bir değerdir. Sadece iyi bir insan değil aynı zamanda cesaret sahibi insan olmayı da prensiplerinin arkasında durabilme kabiliyeti belirler. Uğruna bir fedakarlık yapılamıyorsa o şeyin adı ne prensip, ne de karakterdir. İster bakkal, ister manav, ister gazeteci, ister siyasetçi, ister akademisyen olun, inandıklarınızın ve prensiplerinizin arkasında durmaktan kaçıyorsanız varlığınızın ve kişiliğinizin arkasından çekiliyorsunuz demektir. Bu, toplumu, milleti ve devleti var eden en temel sermayeyi yok ediyorsunuz da demektir.
Konuşulması gereken zamanda susturan korku, bir toplum için en büyük hastalıktır. Tarif edilemez bir acizliktir. Konuşması gerekenlerin susması, susarak vicdanına ve kalbine bakamadan hayatına devam etmesi bir ülkenin en büyük yenilgisidir. Ortak iyinin, birlikte ortak duygulara sahip olma zenginliğinin ve herkesin tek tek bütün toplumun faydasına saygı gösterme kuralının çöküşü demektir.
Bir toplum daha ne kadar büyük bir değerini kaybedebilir ki!..
Kötülüğü korku yayar. Kötülüğü sadece korku büyütür.