MURAT SEVİNÇ
Türkiye’nin bir ilinde, birileri küçük siyah bir köpeğin ayaklarını/patilerini kesmiş, kuyruğunu kesmiş, ormanlık alana bırakmış. Birileri de yavrucağı bulup hastaneye götürmüş. Ameliyata alınmış. Kurtarılamamış. Küçük siyah köpek yaşamını yitirmiş.
Bayram seyran. Suruç’ta olanlar. Bu haber.
Neden yapar bir insan bunu?
Sabahtan beri o yavrunun yüzü gözümün önünde. Bir şey yazma ihtiyacı hissettim. Ne yazacağımı pek bilmiyorum.
Hakikaten neden yapar bir insan bunu?
Valilik, ‘kaza’ ihtimalini araştırıyormuş. İkna edici olmayan bir ihtimal olsa da, belki, diyelim. Sorun şu ki, kaza değilse kim şaşırır! Her Allah’ın günü okuyoruz benzer eziyetleri, işkenceleri.
Bir insan bunu neden yapar? Nasıl?
Aylar önce Gazete Duvar’a bizim evin kedisinin macerasını yazmıştım, ‘onun’ dilinden. Yaşamımın son bir buçuk yılında, bir kedi ile aynı evde yaşıyorum. Önceden kedi olan bir evde kanepeye dahi oturamaz ve hayvanlara dokunamazdım. Bizim huysuz kedi, beni eğitti, terbiye etti, kendi kurallarını ve ona nasıl davranmam gerektiğini öğretti. Şimdi görmediğimde çok özlüyorum! Artık sokaktaki hayvanlara da farklı gözle bakıyor ve bakışlarından, davranışlarından dertlerini, isteklerini tahmin edebiliyorum. Zor olmasına zor ama müthiş güzel bir işmiş, bir hayvanla aynı evde yaşamak.
Kim yapabilir bunu? Nasıl biri?
Hayvanlara eziyetten zevk alanlar var; malum, bir hastalık bu. Köpek yavrusunun katili hasta mıdır? Belki de.
Ayrıca herkes aynı mı… Birileri alıp hastaneye getirmiş. Birileri bunu haber yapmış. Birileri büyük tepki göstermiş.
Bir köpeğe böyle eziyet edilmesinden hareket edip iri laflarla siyasal çözümleme yapacak halim de niyetim de yok. İnsan, böyle bir olay karşısında toplumun büyük çoğunluğunda acı hissi doğduğunu düşünmek istiyor. İnsan, büyük çoğunluğun o fotoğraf karşısında derin üzüntü yaşadığını düşünmek istiyor. İnsan, bu ülkedeki milyonlarca yurttaşın, ellerinde olsa o köpek için seferber olacağını düşünmek istiyor…
Öyledir herhalde. Öyledir. Hakikaten insan böyle şeyler düşünmek istiyor. Aksini düşünmek dahi istemiyor. İnsan, başka türlüsüne inanmak istemiyor.
Sonra insan, mesela memleketin bir stadyumunda, bir başka şehirde bombayla parçalanmış insanların cenazelerinin yuhalandığını hatırlıyor. Asfaltta bir hafta bekleyen kadın cenazesini hatırlıyor. Buzdolabında bekletilen evlat cenazesini hatırlıyor. Sıvasız evlere gelen genç insan cenazelerini hatırlıyor. Kitleler tarafından anası yuhalanan, on dört yaşında öldürülmüş bir çocuğun cenazesini hatırlıyor. İşkencecileri hatırlıyor. Ağaç kemirsinler, diyebilenleri hatırlıyor. Bir denizde boğulan aileye, çocuklarına, öldükleri için sevinenleri hatırlıyor. Canlarına kıymet verilmeyen, namussuzca sömürülen işçilerin başlarına gelenleri hatırlıyor.
Faili meçhulleri hatırlıyor insan. Yıllardır her Cumartesi günü, yakınlarının, hiç olmazsa kemikleri için toplanıp bekleyen insanları. Ne bileyim, Tahir Elçi’nin herkesin gözü önünde katledilmesini hatırlıyor. Ve daha nicelerini… Ayırmıyorum isimleri; Doğan Öz de, Dink de, Hablemitoğlu da, bu toplumun gözü önünde katledildi. Öylece, seyretti, toplum.
Yine de, sessiz ama üzgün, olup bitene ‘kırgın’ milyonlar olduğunu düşünmek, buna inanmak istiyor insan. Aksi halde insan gibi yaşayamaz, insan. O gücü bulamaz. Ne seçimi, ne sandık güvenliği, ne iktidar değişimi, ne oy pusulası, ne anayasası, ne yasası, ne içtüzüğü, ne yargısı Allah aşkına… Ne önemi var bu ıvır vızır işlerin, eğer hakikaten milyonlar dert etmezse, etmiyorsa şu olup biteni.
Ben ettiklerini düşünüyorum. Aksine inanmak istemiyor insan. O küçük köpeğin öldürülmesi, patilerinin kesilmesinin ve o fotoğrafın, insan adı verilen mahlûkun bizim coğrafyaya düşen kısmını çok üzdüğüne inanmak istiyorum. İnanmak istiyor insan. İnanıyorum da.
Dün okuduğum bir diğer habere göre, bir şehrimizde, gebe ineklerin kafasını kesip yavrularını almışlar karınlarından! İşte ben, bunların münferit olduğunu düşünmek istiyorum. Böyle düşünmek istiyor insan. Her yerde oluyordur, bize özgü değildir bu işler diye düşünmek istiyor insan. Öyledir. Öyledir.
Faşizmi çağrıştırıyor. Faşizmi anlatıyor bir yavru köpeğin ayaklarının kesilmesi. 1900 filmini hatırlatıyor. Hastadır o katil muhtemelen. Aksi halde, insanın, hayvanlara bunları yapan ve her an insana yapabilecek, işkence edebilecek, acı çektirebilecek, eziyetten zevk alan faşist sürüsüyle bir arada yaşadığını düşünmesi kolay değil. Feci bir duygu bu.
Çok ağır şeyler söylemek, hakaret etmek, bela okumak, küfretmek; olup bitenin vahametini ‘hafifletiyor’ sanırım. En galiz sözleri sarf ettiğinde, aslında yaşanan her neyse ‘ucuzlatmış’ oluyor insan.
Küfür edemiyorum. Etmemek gerekir. Ucuzlatmamak gerekir tanık olunanın önemini. Bilmiyorum tam olarak bu yazıyı neden yazdığımı. Uyku tutmadığından. O yavru köpeğin yüz ifadesi gözümün önünden gitmediğinden.
Bir şey yazmak istedim güzelim hayvan için. Ne yazılması gerektiğini bildiğimden değil. Kötü hissediyorum. Küfretmemek gerekir. Hafifletmemek gerekir.
Her an, her canlıya, her kötülüğü yapabilecek faşistleri, bir küfür ile, bir beddua ile geçiştirmemek gerekir.
Bir insan, böyle şeyleri nasıl ve neden yapar?
Dünya güzeli o yavru köpeğin talihsizliği, faşist ruhlu ve zihniyetli iki ayaklı birilerinin eline düşmüş olması.
Ne güzel bir yüzü var. Ne güzel bakıyor. Ne tatlı. Nasıl masum.
Ah canım…