Ayşe Deniz, cezaevinde yatmamış olsaydı da dağa çıkar mıydı, bilinmez. Ancak basında okuduklarımızdan, cezaevi sürecinde koğuş arkadaşlarının anlattıklarından etkilendiğini anlıyoruz. Bunun yanısıra, devletin, 20 yaşındaki genç bir kadının kucağında taşıdığı gülleri çiğnediğini, kendisini neredeyse bir asırlık hapis cezası istemiyle yargıladığını da anlıyoruz. Şarkıdaki gibi, Ayşe Deniz’in, avcının kekliği yaralaması karşısında artık dayanamadığını anlıyoruz.
Son dönemde dağa çıkmayı, piknik yapmak zannedenlerin ciddiyetsizliğinde boğulurken, şapkaları önümüze koyup düşünmeliyiz. Bu ciddiyetsizlik denizinde, “O çocuklar ki kandırıldılar” diyerek yüzenlere, hasbelkader dağdan ineceklerin payına ne düşeceğini sorsanız, dut yemiş bülbüle dönerler. Dağdan dönecekler için cezaevi dışında nasıl bir yol haritası çizileceğine dair tek bir yanıtları yoktur. AKP döneminde açılan siyasi davalar kapsamında tutuklananların birer ikişer tahliye edildiği bir dönemde, bu bonkörlükten neden Kürtlerin nasibini alamadığına da cevap veremezler.