Anayasa ve yasaya göre herkes izinsiz toplantı ve gösteri yürüyüşü yapabilir. Ama Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Kanunu, bu hakka bazı sınırlamalar getiriyor. Önceden bildirilmemiş toplantıyı kanuna aykırı sayıyor. Kanuna aykırı toplantının zor kullanılarak dağıtılacağını belirtiyor. “Böyle bir toplantıya katılanlar ihtara rağmen dağılmazsa, 6 aydan 3 yıla kadar cezalandırılır” diyor.
Oysa farklı değerlendirmeler var. Mesela, Uluslararası Af Örgütü’nün Gezi raporunda “Önceden bildirimde bulunulmaması, Gezi olaylarına müdahalenin gerekçesi olarak gösterildi. Oysa uluslararası hukuka göre, bildirim yapılmaması, müdahale sonucunu doğurmamalı” deniliyor.
… Ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Oya Ataman kararı da mevcut. AİHM, 5 Aralık 2006’da verdiği Oya Ataman/Türkiye kararında, Ataman ve arkadaşlarının Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Kanunu’nu ihlal ettiklerini kabul ediyor. Zira bu kanunun 10’uncu maddesi uyarınca toplantıyı 48 saat önceden valiliğe bildirmemişler. Ancak AİHM “Yasa dışı bir durumun, toplantı özgürlüğünün ihlal edilmesini haklı göstermeyeceğini” hatırlatıyor. “Bu tür kuralların, gösteri özgürlüğüne gizli bir engel oluşturmaması gereğini” vurguluyor. Ayrıca “Gösteri özgürlüğünün geçerli olabilmesi için, kamu otoritelerinin barış yanlısı toplanmalara hoşgörüyle yaklaşmasının önem arz ettiğini” belirtiyor.
… Kamu düzeni sarsılacak” iddiası sadece bir varsayım. Zira 2011 ve 2012’de Taksim kutlamalara açıldı ve herkes şenlik içinde meydana koştu. Tek bir kişinin burnu kanamadı. Asıl yasaklı dönemde kamu düzenini sarsacak eylemler ortaya çıktı. Yasak şiddeti getirdi. 2013’te, inşaat gibi bir gerekçeleri vardı. Ama ya sonrasında… Bugün, nedir bu Taksim endişesi?