Eteğindeki taşları dökmek iyi bir şeydir. Tam ne yapmak istediğinizi, neyi arzuladığınızı açıkça söyleyince, hem söyleyen rahatlar hem de dinleyenler.
AKP milletvekili bu milli muhafazakâr halk ihtilalinin belki en otantik temsilcisi olarak AKP’nin milli şefinin gönlünden geçeni dile getiriyor.
Uluslararası planda tecritin derecesi arttıkça bu milli tavır kaplamalı otoriter muhafazakârlığın dozunun arttığına şahit olacağız. Anayasa Mahkemesi’ne son anayasa referandumuyla verilen bireysel müracaat hakkının kısıtlanması, hatta kaldırılması girişiminin bir adım ötesinde, 1987’de kabul edilen AİHM’ye bireysel müracaat hakkının kısıtlanması yer alıyor. Milli olmadığı ilan edilen Anayasa Mahkemesi’nin son iptal kararları, AİHM içtihadının birebir uygulanmasından başka bir şey değil.
Başbakan’ın HSYK konusunda istediğini yapabilmesi için daha ‘açık ve net’ bir yol var: 2010 anayasa referandumunda yapılan değişikliklerin milli iradeye ve milli çıkarlara aykırı olduğunu ilan edip, bu referandumun tüm sonuçlarıyla iptal edildiğini açıklamak. Çünkü insan giderek, 2010 referandumunda da ‘paralel yapı’nın ve türlü çeşit lobinin hükümeti ve milli iradeyi ketempereye getirdiğine inanmaya başlıyor.
Türkiye toplumunun da eteklerindeki taşların döküldüğü önemli bir tarihsel aşamadan geçiyoruz.
Milli muhafazakâr güç ve otorite saplantısının bu toplumu nereye götürdüğünü, götürebileceğini hep birlikte göreceğiz.
Bugün durumu anlama görüntüsü altında olan biteni aklayanlar da gidilecek yerin sorumluluğunu omuzlarında taşıyor olacaklar.