Devletin her zulmünden sonra bile umutlanırdık. Devletin zulmüne uğrayanların bir gün zalim devleti dönüştüreceğiydi umudumuz. Devlet zulmünün uğramadığı kesim, grup, zümre kalmadı neredeyse. Son zulmün kurbanları bugün iktidardalar.
Mağdurdan demokrat olmadı. ‘Mazlum demokrat’ iktidar olunca ‘zalim otokrat’a dönüştü. Kitlelerin alkışı, aydınların methiyesi bitmedi. Mağdurlar herkes için özgürlük, hukuk, adalet isteyemedi. İktidar olan dünün ‘demokratları’ önce demokrasi umudunu tükettiler… ‘Hâlâ demokrasi’ diyenleri ‘düşman’ bellediler.
Herkesin herkesi düşman bildiği bir ülkede ne demokrasi olur, ne hukuk, ne özgürlük. Savaş olur sadece, savaş… Söylemsel şiddet kol geziyor memleketin her yerinde. Kitlesel fiilî şiddet kapıda. Ve alkışlar, alkışlar… En ağır şeylerden biridir ‘şahit’ olmak.
Türkiye’de artık insanların özgürlüğü de hayatı da devletin insafına bağlı. Daha doğrusu kendini devlet yerine koyan birkaç kişinin. Bu bir ‘son durum’ değil. Herkesin ve de o kutsadıkları devletin altında kalacağı bir kaosun başlangıcı. Türkiye’yi bir deli gömleğine sokmaya çalışmak çılgınlık. Koca ülkeyi o deli gömleğine sığdırabilmeleri için epeyce küçültmeleri gerekecek onu. Geçen yüzyılın başlarını düşünmeden edemiyor insan… Geçen yüzyılın aynı yıllarını…
Uyarmak yerine alkış tutan, uyaranları hain ilan eden dostlar; yarın çok geç olacak… Demokrasi, hukuk, özgürlük olmadan bu ülkede kimse rahata eremeyecek, iktidardakiler bile. Nice demokrat sandıklarımız ‘bekçi Murtaza’ çıktı.