'Eksik' olan biz değiliz, özgürce yaşama hakkımız
'

 

hurrem sonmez kelleHÜRREM SÖNMEZ

hurremsonmez@gmail.com

Çilem Doğan genç bir kadın, 2,5 yaşında bir kız çocuğu annesi… Evliliği boyunca ona şiddet uygulayan ve fuhuş yapmaya zorladığını öne sürdüğü kocasını öldürdü.

Kocası hakkında tam dokuz kez uzaklaştırma kararı aldıran Çilem, “Öldürdüm, canımı kurtardım” dese de savcının mütalaası suçun ağır tahrik altında işlendiği ama meşru müdafaa koşullarının oluşmadığı yönündeydi. “Kimlik değiştirme, estetik operasyon gibi ek koruma tedbirlerine başvurabilirdi” diyordu sayın savcı. Mahkemenin kararı savcının mütalaası yönünde oldu ve Çilem Doğan hakkında ‘ağır tahrik altında kasten öldürme’ suçundan 18 yıl hapis cezası verildi, mahkemedeki tutumu nedeniyle cezası 15 yıla indirildi.

Karar öncesi Çilem Doğan’a son sözü sorulmuş. O da şöyle demiş: “Benim şimdi 2.5 yaşında çocuğum var. Fuhuşa zorlamayla ilgili konuşmak istiyorum. Daha 28 günlük evliyken beni fuhuşa zorladı. Gidebileceğim bir yer olsa giderdim. Gidebileceğim başka bir yer vardı da, ben mi gitmedim? Sığınma evlerini burada öğrendim. Karakoldaki polisler keşke yönlendirseydi oraya da giderdim. Şu adliyenin dili olsa da konuşsa, koruma kararı alırken neler yaşadım. Gözlerim mosmor bu koridorlarda gezdim. Babam ‘Başımı belaya sokma, gelme’ dedi. Başka çarem yoktu, mecbur kaldım, keşke olmasaydı.”

Şunu belirtmeden geçmeyelim. Mahkeme başkanı, tutuklu sanığa meşru müdafaa kapsamında ceza verilmemesi gerektiği yönünde muhalefet şerhi düştü.

Çilem Doğan tutuklandığında üzerindeki tişört çok konuşulmuştu. Annesinin ne yazdığını bilmeden aldığı ve tesadüfen giydiği o tişörtün üstünde şöyle yazıyordu: “Sevgili geçmiş, verdiğin tüm dersler için teşekkür ederim. Sevgili gelecek, ben hazırım.”  Kocasını öldürmüş ‘lanetli’ bir kadından beklenmeyen bir mağrur ifadeyle bakıyordu kameralara, başını öne eğmedi, dimdik bakıyordu yüzümüze Çilem, “Hep kadınlar mı ölecek? Öldürdüm, canımı kurtardım” derken. Ona reva görülen geçmiş, bu devletin ve bu toplumun ona razı ol dediği hayat, her gün dayak yiyerek öldürüleceği anı bekleyeceği, çaldığı tüm kapılardan eli boş döneceği bir hayattı; onu fuhuş yapmaya zorlayan bir koca, “Başımı belaya sokma” diyen bir babaydı. Çilem itiraz etmişti, öldürmeseydi ölecekti ve o hayatta kalmayı seçti.

Faşist rejimlerin pek sevdiği bir politika

Aynı günlerde Çilem’i ve onunla aynı kaderi paylaşan kadınları korumakla yükümlü devletin başı hangi kadının tam hangi kadının yarım olduğu konusunda prensip vaz ediyordu: “Doğurmayan kadın eksiktir” diyerek.

Kadını işlevi üremek olan bir varlıktan ibaret kılma temayülü dünya tarihinde yeni bir keşif değil. Aksine faşist rejimlerin pek sevdiği şey bu nüfus artırma politikası.

Almanya’da Naziler, kadınları siyasetten dışlamak için 1921’de partinin liderlik kadrosundan çıkartmış; iktidara gelince kadınları siyasal haklarından yoksun bırakmış, ‘Kinder, Kirche, Küche’ (Çocuk, Kilise, Mutfak) sloganıyla kadınların ‘en az dört, ortalama altı yedi çocuk’ doğurmasını teşvik etmek üzere, prim ve gamalı haç madalyası dağıtımı kam­panyaları başlatmıştı, örneğin. Yani devletin başının kendine örnek aldığı pek de iyi bir emsal sayılmaz.

Evet, eksiğiz

Bir yandan savaş ve ölüm haberleri geliyor, diğer yandan kadın cinayetleri, taciz ve tecavüz haberleri. Devletin başı buyruk veriyor bu arada, “Doğurun, doğurmayan kadın eksiktir.”

Eksik olduğumuz doğru ama doğurmadığımız için değil; kızkardeşlerimiz her gün şiddet gördüğü, her gün öldürüldüğü için eksiğiz.

Kadınlar her gün öldürülürken kılını kıpırdatmayan, hayatta kalmak için öldürmek zorunda kalan kadınları cezalandıran bir devlet düzeninde yaşadığımız için, başkalarının çocuklarının öldürüldüğü bir savaşı kutsayan, daha fazla kan dökülsün diye savaş naraları atılan bu iklimde yaşadığımız için eksiğiz.

Ataerkil kurallar altında asla kendi arzu ettiği insan olmasına izin verilmeyen, kendi istediği hayatı değil ona sunulanı yaşamaya mecbur bırakılan tüm kadınlar adına eksiğiz.

Sadece baba baskısı, koca şiddetiyle değil günlük yaşantımızın her anında, okulda, evde işyerinde her yerde ve her fırsatta kadınlık onurumuz paramparça edilmek istendiği için eksiğiz.

Bu toplumun kadınları olarak, sevemediğimiz, sevilmediğimiz, umut edemediğimiz ve bitmeyen bir hayalkırıklığına mahkum edildiğimiz hayatlar içinde eksiğiz evet.

Kadınlar bu mücadeleden vazgeçmeyecek

Ama muktedirler unutmasın ki eksikliğimiz itirazımızdır da aynı zamanda. Eksik olan kadınlar değil, bu ülkenin kadınlarının gasp edilen özgürce yaşama hakkı aslında.

Kadınlar bu mücadeleden vazgeçmeyecek, baskı arttıkça itiraz edenlerin, razı olmayanların sesi daha güçlü çıkacak. Başka türlüsü mümkün değil…

Eksiklik dediğinizde biz size Çilem’i anlatacağız.  “Alın size namus” diyen Nevin’i anlatacağız. Üzerine benzin dökülüp yakılan, çorbanın tuzu eksik diye balkondan atılan kadınları anlatacağız.

Siz her ‘eksik’ dediğinizde, biz toprağın altında veya demir parmaklıklar ardında sonlanmış yeni bir hikaye anlatacağız size. Yalnız kalma, dışlanma, damgalanma, cezalandırma korkusuyla susturulmak istenen kadınların öfkesi ve itirazıyla tamamlanacak ‘eksikliğimiz”.

Ve diyeceğiz ki: “Sevgili gelecek biz hazırız.”