BURCU KARAKAŞ
Savaş muhabiri Şerif Turgut, Kızılay’da 35 sivilin hayatını kaybettiği saldırı sonrası Twitter hesabından yazdıklarıyla konuşuldu. Turgut, son dönemde üst üste gelen toplu ölümlere dikkat çekerek, “Tepki verin, hesap sorun. Aman ha kanıksamayın. Ölürsünüz, sevdiklerinizi öldürürler” dedi.
Türkiye’nin ilk kadın savaş muhabiri Semiha Es’in izinden giden Turgut, yıllarca silah sesleri ve bombalar eşliğinde toplu mezarları fotoğraflayan bir haberci…
Her türlü insanlık suçuna tanıklık etmiş bir gazeteci olarak Şerif Turgut’un deneyimlerine kulak verdik.
‘Alışmak, büyük bir tuzak’
Türkiye’de, Twitter’da yazdığın gibi katliamlara alışma hali yaşandığını düşünüyor musun?
Alıştırmaya çalışanlar var. Bunu yalnızca düşünmüyor, görüyorum da. Nitekim artık açıkça söylemeye başlayanları da var.
Belki söyleyenlerin bazıları ne dediklerinin farkında değil, onlar da yönlendiriliyor olabilir ama büyük bir tuzak o ‘alışmak.’ Toplu ölümleri kanıksattıklarında o durum her yöne kolay evrilebilir, büyük savaşla arasındaki eşik farkı kalkınca da zaten iş işten geçmiş olur.
O yüzden sistematikleştiriyorlarsa çok dikkat etmeliyiz, kanıksamayacağımızı gerekirse avaz avaz bağırmalıyız. Ne demek “Terörle yaşamaya alışmalıyız”? Hangi mantık insana ülkesi için bunu söylettirir?
‘Terörle yaşamaya alışmak’ bir savaş muhabiri olarak senin için ne ifade ediyor?
Bunu diyen yetkili ve etkili bir şahıs ise engelleyeceğine, engellenmesi için çalışacağına “Terörle yaşamaya alışmalıyız” diyorsa bir an önce görevden alınmalı. Zira bu konular teslimiyetçiliğe gelmez. Hatta sonra terapiste yollanmalı. Bunu gayet bilinçli söylüyor, yönlendiriyorsa savaş pazarının bir parçası olma olasılığı çok yüksek. Yoksa insan mecbur kalırsa elbette her şartta yaşamaya çalışır, direnir.
‘İç savaş bazı ülkelerde halka rağmen çok zordur’
İç savaş yaşanan ülkelerde gözlemlediğin kadarıyla çatışmalar savaşa nasıl evrildi?
O yolun taşlarını döşeyen, ilmek ilmek ören yerel ve uluslararası profesyoneller oluyor. Bazı ülkelerde halka rağmen olur savaş. Ülke küçük ama önemli bir hatta ise ve hakkında büyükler savaş kararı verirse halk olan bitenin farkında olsa da, savaşı istemese de gidişatı engelleyemez. Ama bazı ülkelerde halka rağmen çok zordur iç savaş çıkarmak. Halk istemezse engelleyebilir.
Türkiye’de bugüne kadar yaşanmadıysa yöneticilerin değil, halkın sağduyusu sayesinde. Bence ona en büyük etkenlerden biri de geçmişte, 70’li yıllarda yaşananların etkisi, o nesiller hala hayatta. O dönemlere aktif katılan sağcı ve solcular hala televizyonlarda ‘silahların aynı kaynaklardan geldiğini’ anlatıyorlar. Sokak çatışmalarının kötülüğüne dair bir hafızası var Türkiye’nin. Yoksa siyasetçilerin halkı bu kadar ayrıştırmaları, kışkırtmaları çok daha büyük tehlikelerle de sonuçlanabilirdi ki hala öyle bir risk de var. Buna lastik örneği vereyim: Sürekli asılırsan, gerer durursan önce elastikiyetini kaybeder. Biraz daha zorlarsan da kopar. Toplumlar da biraz öyle.
Yine iç savaş sürecine giren ülkelerde toplu ölümlere verilen tepkilerin nasıl olduğunu gözlemledin?
Dünyanın neresinde olursa olsun, eğer yakın zamanda savaşı tecrübe etmedilerse insanlar savaşın kendi ülkelerine gelmeyeceğini düşünüyor. O yüzden televizyonlarda başka ülkelerin savaşlarını, acılarını film gibi izliyorlar. Hatta çoğu zaman canlarını sıktığı için kanal değiştiriyorlar. Oysa bugün başkaları için gösterilen o duyarsızlık yarın ateş topu olup diğerini vurabiliyor.
Toplu ölümlere tepki Batı ülkelerindeyse çok güçlü, ama diğer bölgelerdeyse daha kabullenmeci ve kaderci ya da sesini kimseye duyuramıyor. Maalesef dünya medyası da bu konularda artık iyi dersler vermiyor.
‘Türkiye’de eksik olan şey ortak akıl’
İç savaşa sürüklenen ülkelerde ‘bıçağın kemiğe dayandığı nokta’ genelde ne tür olaylar oluyor?
Kimsenin kimseyi dinlemez olduğu, güvensizliğin zirveye çıktığı noktada her şey kolaylaşıyor. Ya da kitlelerin kolektif halde yanlışa doğru demeğe başladığı noktalarda… Türkiye’de ‘bıçağın kemiğe dayandığı nokta’da değiliz ama gelme durumumuz var. Yaklaşıyoruz maalesef.
Eksik olan şey ‘ortak akıl.’ Bunu yalnızca iktidar için söylemiyorum, maalesef muhalefette de ortak akla meyil pek yok. Ayrıca devlet hükümet, hükümet devlet oldu. Sistemde bu kadar partizanlık fazla, halkın bir kesimi artık sürekli ötekileştiriliyor. O yüzden acilen ortak aklın galip gelmesi lazım, yoksa bu gidiş hiç iyiye gidiş değil.
Savaş muhabiri olmaya nasıl karar verdin?
Öyle bir kararım yoktu. 10 günlüğüne gittiğim Bosna savaşında ki hayatımda gördüğüm ilk savaştı bitene kadar kaldım. Çok trajikti, daha sonra gördüğüm savaşlardan da daha trajik. Her gün ama her gün binlerce bomba düşüyor, keskin nişancılar insan avlıyor, cenazeler gece karanlık çökünce kaldırılabiliyordu. Elektrik, su, yemek yok denecek kadar azdı ama kuşatma Saraybosna’sı öyle bir yerdi ki bütün bunlara rağmen insanı kendine bağlıyordu. Biz bir grup gazeteci ölümüne kaldık. Nitekim çok gazeteci öldü savaş sırasında. Bizler şanslı olanlarız.
Bosna’nın ardından da Kosova ve eski Yugoslavya’nın diğer ülkeleri derken hayatım bir savaştan diğerine devam etti. Sanırım şöyle oluyor: Bir kere o travmayı ağır tecrübe ettiysen artık normaliteyi kaybediyor, o savaştan bu savaşa gidiyorsun. Bir daha artık eskisi gibi ‘normal’ olamıyorsun.
Hangi çatışma bölgelerinde çalıştın?
Bosna, Kosova, Sırbistan, Hırvatistan, Krajina, Karadağ, Makedonya, Çeçenistan, Irak, Cezayir, Batı Sahra, Liberya, Somali.
Bir kadın olarak savaş muhabiri olmanın zorlukları arasında ilk aklına gelen nedir?
Erkeklerden farkı, onlar gibi kolayca her yerde işeyememek ve bazı bölgelerde kadınlar için tecavüz riskinin oldukça yüksek olması. Onun dışında benzer zorluklar yaşıyoruz.
Şu anda neredesin ve ne yapmaktasın?
Kenya’dayım. Yazıyorum. Yakında Afrikalı kız çocuklarının okula gitmesi için çalışan Kenyalı bir kuruluşta çalışmaya başlayacağım.
Türkiye’de gazeteciliğe neden devam etmek istemedin?
İstemez miyim? İş bulamadım ki! Medyamızın durumu ortada. Savaşlarda çok yorulduğumda, akademik olarak da bu konuları öğrenmeliyim deyip ara verip okullara gittim, farklı dallarda eğitim aldım. Master yaptım. Son olarak da Harvard Kennedy School’daydım. Okul bitince Türkiye’ye döndüm ve iş bulamadım. Gazeteci olarak iş arayıp iki yıl işsiz gezdim. Arada ‘freelance’ işler yaptım ama yetmedi. Sonra yine araziye döndüm. Somali Birleşmiş Milletler’de Stratejik İletişim Danışmanı olarak görev yaptım.