Sirkten sağa dön denizi göreceksin, sakın şaşırma
S

İtalya yüzölçümü bakımından çok büyük bir ülke olmasa da küçük yaşam alanlarının yoğunluğu, tüm ülkeye yayılmış nüfusuyla gide gide bitiremeyeceğiniz sayısız güzel kent, kasaba, köy, mahalleyle dolu.

Otuz iki sene önce ilk kez geldiğimden bu yana kazan ve kepçe misali bir ilişkimiz var. Ben geziyorum, karıştırıyorum; İtalya’da karışık kuruyemiş tabağındaki son badem gibi, bittiği zannettiğinizde bir yerden yeni bir badem çıkarıyor.

Calabria tüm bölgeler arasında en az tanıdığım; yolum da yok denecek kadar az düştü bunca yıl. Bu sene, kendisi de annesi de Roma’da doğmuş olmasına rağmen kökleri Calabrialı yakın bir arkadaşımı köydeki evinde ziyaret ettim ve Calabria’nın benim baktığım yerden epey ketum görünen hali başka bir şekil aldı.

Bütün yazı Roma’nın dayanması giderek güçleşen sıcağından kaçarak geçirdiğimiz için Marta’nın “Bizim köy çok serin” cümlesi başka yankılandı kulağımda. Sıcaklığı, kuraklığıyla meşhur bir bölgedeki bir köyden bahsediyor olmasına bile takılmadım. İki seyahat arasındaki bir hafta boşluğu Calabria’nın Aiello Calabro köyünde geçirmeye karar verdik. Calabria’da nereye gidiyorsun diye soranlardan kimse Aiello’nun neresi olduğunu çıkaramadı.

Kırmızı tren gecikir, belki hiç gelmez

Kara değil, kırmızı hızlı trene atladık oğlumla. Paola diye bir kasabada indik. Normalde oradan banliyö treniyle Amantea kasabasına gitmemiz gerekiyordu ama Marta kıyamadı, bir saat mesafedeki istasyondan almaya geldi. Buralarda bölgesel trenler ‘kara tren gecikir, belki hiç gelmez’ türküsünü yad ettirecek şekilde işliyor. Gördüğüm en derbeder istasyonlardan biriydi Paola. Napoli’den sonra tren sürekli sahil şeridinde, denize sıfır mesafe ilerlemişti.

Fotoğraflar: Diken

Paola da denize sıfır bir istasyondu. İtalya’nın büyük bir bölümünde denizin dibinde tren yolları. Denize boğazda yürüyüş yapar mesafede olmak İtalya’da tren yolculuğunu iyice cazip kılıyor. Deniz bağlar, incirler, hint incirleri, denize sıfır çirkin binalar arasından ulaştığımız Paola’da arabaya biner binmez bir deli dumrul anına tanık oluyoruz. Bir köprü, bir otobüs, yolu neden nasıl tıkadığı anlaşılamayan araçlar, kenarda biz. Karşılama komitemize tatlı tatlı gülerek trafiğin çözülmesini bekleyip köye doğru yola çıkıyoruz.

Calabria’nın peyzajı genel İtalya’da alışık olduğumuzdan daha sert, daha kurak. Tüm bölge biraz kendi haline bırakılmış, tepelere dizilmiş Orta Çağ kasabaları burada da eksik değil ama biraz daha bakımsız, etrafında gelişen yeni şehirler biraz daha derbeder. Diğer bölgelerde olan her şey var ama o bijuteri katmanından sıyrılmış olarak.

Ana yoldan çıkıp köyün yoluna girdiğimizde, asfaltın sağ yanı daha çökmüş, daha delikli, daha bozuk. Denizin hemen arkasında başlayan dağlık bölgede yol aldığımızdan belli ki dağın sağ tarafı çökmeye meyilli. Marta yolun tüm deliklerini, gediklerini biliyor; fazla örselenmeden ilerliyoruz. Yol boyunca içindeki Calabrialı’nın sesi yükseliyor sürekli: “Messina ile Calabria arasına köprü yapacağınıza şu yolları yapın. Pöfff”.

İtalya’ya geldiğim günden beri dinlediğim bir tartışma bu. Calabria’yla Sicilya’yı bir köprüyle bağlamak. İtalya’nın birleşmesiyle 1860’larda konuşulmaya başlanıyor. Modern proje yaklaşık 60 yaşında. İtalyan bürokrasisinin bir kısmından onay alsa da bir dünya onayın daha çıkması gerekiyor yapılabilmesi için.

Trenin bile vapurla karşıya rahatça geçebildiği bir sistemde son derece gereksiz, bir o kadar da ideolojik ve politik bir proje. İtalya’nın iki yakası; yani köprü üzerinden rant sağlamak isteyen Akdenizli uyanığı ile doğayı, çevreyi korumaya meyilli tarafın amansız mücadelesi. Vapura binebilen trenlerin kazanacağı bir mücadele olduğunu düşünüyorum, umuyorum.

İtalyan politikacıları çekiştirerek dağlık yolda ilerlemeye devam ediyoruz ve yükseldikçe gerçekten de deniz kıyısının sıcaklığından eser kalmıyor. Aiello’ya geldiğimizde ‘İtalya’nın en güzel Orta Çağ kasabalarından’ yazılı plaket karşılıyor bizi. Aiello’yu al, Umbria’ya koy; hiç yabancılık çekmez.

Arabadan inip köyü turluyoruz. Marta daracık sokaklardan geçerken burası da annemin kuzeninin, orası da kuzenlerin diye anlatıyor. Kısaca tüm köy bir nevi akraba. Birkaç ufak denemeyecek büyüklükte palazzo da var ki, zamanında zengin, önemli bir yer olduğunu söylüyor.

Üç bar, üç bakkal

Köyün üç barı var. Bu kadar küçük bir yerde üç barı, iki kasabı, iki bakkalı, bir züccaciyecisi, bir eczanesi, bir lokantası, bir yasal olmayan ama belediyenin canı istediğinde açıp satış yapmasına izin verdiği balıkçısı, bir benzincisi bir de cenaze merasimcisi var.

Cenaze merasimcisinin içinde neden antika bir araba durduğunu açıklamak imkânsız. Kasaplardan biri kadın. Gabriela. Meydandaki dükkânından biraz et, biraz da yakın bahçelerden gelen bölgeye özgü biber ve patateslerden alıyoruz. Calabria’nın meşhur pepi patate (Pipi e patati), yani biberli patates tabağını yapmak için.

Ana meydanın hemen arkasında avluyu andıran bir sokak var. Bir köşesinde köyün balcısı, diğer köşesinde köyün incirinden incirli çikolata, portakalından portakal kabuğu şekerlemesi yapan bir dükkân var. Köyün balcısının püren balı muazzam. Şekerlemecisi sadık müşteri ağı sayesinde tüm İtalya’ya satış yapıyor. Gazete sadece bir barda satılıyor.

Sabah kahvelerini burada içip gazete alıyoruz. Barın 20 metre ilerisindeki bakkalın peynirleri güzel. Bölgenin genel durumunun aksine evler bakımlı, ormana dönüşmüş bahçeler var. Bir de tüm bunlara tepeden bakan Aiello Kalesi var…

Gelir gelmez oğlumu köyün marangozuna çırak veriyorum. Sabah deniz, öğleden sonra çıraklık. Bir zamanların çocukluklarından… Aiello sakinleri Marta ve ailesi gibi yıllar önce başka yerlere göçmüş ama köklerine her zaman geri dönen insanlar. Tüm Calabria’nın öyle olduğunu sahile gidince daha iyi anlıyorum. Aralarında Almanca, Fransızca, İngilizce, Flemenkçe konuşan insanlar başkalarına bir şey soracaklarında hemen Calabria lehçesine geçiveriyorlar. Hepsi ‘Almancı’.

Eski nehir yolu

Eskiden tren yolu olan ama artık kullanılmadığı halde sökülmeyen köprünün altından geçerek denize gidiyoruz. Belli ki bir zamanlar nehir akıyormuş, kuruduğunda yol yapmışlar ama köprünün altından normal bir araç zorla geçiyor, o kadar alçak. Normlara uymayan bu haliyle çok normal. Yolun kenarında bir sirk kamp kurmuş. Kamp alanında salınan atlar, filler de Calabria’nın normalinin bir parçası.

Deniz tertemiz, cam gibi, uçsuz bucaksız ama Sardegna’da olduğu gibi ışıldayan kumlar, Puglia gibi sanat eserlerini andıran kayalıklar yok. Normal bir deniz. Etraftaki barlar, lokantacılar, dondurmacılar Bülent Ortaçgil şarkısı gibi ‘hepsi normal’.

Bu normallik, geçirdiğim bir hafta o kadar güzel gelmişti ki eylülde fırsat bulunca kaşla göz arasında üç gün daha kaçtım. Her yerde Eylül yüksek sezonken Calabria’da 1 Eylül’de sezon bitiyor. Çoğu işletmeci kapatıp tatile çıkıyor. Açık olanlarsa tatilden yeni dönenler.

Tatilden yeni dönen gazeteci, bar sahibi, tuhafiyeci… Kime sorsanız cevap “Akrabaların düğünü vardı”. İtalya’nın bu köşesinde tatil akraba düğünü demek. Sahil tesislerinin çoğu kapanmış. Uçsuz bucaksız sahilde şemsiyenizi alıp tek başınıza kurulacak bir yer bulabiliyorsunuz. Biz de bir gün öyle yaptık.

Diğer günler yıl boyunca dokuz ay açık sahil restoranı, plaj Terrazza’ya kurulduk. Deniz kenarında atıl bir tren istasyonun önünde, birkaç şemsiyelik bir plaj. Sahibi Simone Aiellolu. Köyün tek lokantasının sahibinin küçük kardeşi. İki kardeş arasında kimin yemekleri daha iyi karar vermek zor.

Neyse ki biri sadece et, diğeri sadece balık yapıyor. Seçim yapma zorunluluğu yok. Simone’nin arapsaçı ve hamsili makarnasıyla içi patates dolgulu hamsi dolması bu yaz yediğim en güzel tabaklardandı. Terrazza’nın plajı, Calabria’nın en ‘kalabalık’ alanlarındandı ama tanımlamamız gerekirse bomboştu diyebiliriz.

Eylül’de gel 

Eylül’de Calabria’yı daha da sevdim. Meşhur Tartufo dondurmanın icat edildiği Pizzo kasabasına gittik, dondurma yemeye. Endüstriyel örneklerinden daha iyi olsa da Tartufo dondurma beni açmadı. Marta’yla kendimizi dondurma bakanı ilan ederek Pizzo kasabasının meydanındaki tüm Tartufoları tattık. En güzeli Dante’ninki!

Pizzo’nun dondurması heyecanlandırmadı ama kasabanın ihmal edilmiş güzelliği şaşırttı. Amalfi kıyısı kasabalarından tek farkı bijuteri ‘cilasıydı’.

Eylül Calabria’sı başka güzelmiş. İtalya’ya ilk kez gidecek birine illa Calabria’ya gidin demem. İtalya’yı iyi biliyorsanız, Instagram turizminden bıktıysanız, hayatta mükemmelden bir eksiğini aradığınız bir yerdeyseniz Calabria’ya zaman ayırın derim. Özellikle eylülde.

Tüm bu normallik içinde elbette olağanüstü ürünler var. Calabria’da ya da İtalya’nın başka bir yerinde karşınıza çıkarsa Calabrialı Fish Different markasının ançuezlerini ve hamsi colaturasını mutlaka tadın. Librandi zeytinyağları ve reçellerini kaçırmayın. Ilaria Campisi’nin büyük emekle ürettiği Calabria’ya özgü narenciyelere ulaşmaya çalışın… Yıllardır mutfağımdan eksik etmediğim bu üreticileri ilk fırsatta ziyaret etmeyi ajandamın üst sıralarına aldım. Bu eylül itibarıyla Calabria, her eylül yolumu düşüreceğim bir yer.

Bölgenin en bijuteri kasabası Tropea’dan birkaç fotoğraf iliştiriyorum ama hikâyesini başka zamana saklıyorum…

Yazıda geçen Aiello üreticileri

Bernardo Apicoltura
Largo Ferdinando Aloisio, 87031 Aiello Calabro (CS)
Püren balı.

Aloisio – Roberto Aloisio & Figlio
Largo S. Francesco, 10, 87031 Aiello Calabro (CS)
İncir, çikolatalı incir ve diğer geleneksel Aiello ürünleri.

Ilaria Campisi – Arance in Viaggio
Via Castello, 2 – Focà di Caulonia (RC)
Azienda Agricola Ilaria Campisi, eski ve nadir narenciye çeşitlerini özellikle ‘Biondo di Caulonia’yı koruyarak yetiştiriyor. 
Arance in Viaggio

Fish Different – Calabraittica
Via San Francesco, 1 – 89020 Anoia (RC)
Balık konserveleri, özellikle hamsi ve alacce ürünleriyle tanınan marka. 

Tenute Librandi Pasquale – Librandi zeytinyağları
Via Marina, 23 – 87060 Vaccarizzo Albanese (CS)
Librandi’nin zeytinyağlarının üretildiği Tenute Pasquale Librandi.