Oysa karbonla mücadele yalnızca karada gerçekleşmiyor. Denizin altında da görünmeyen, ama iklim açısından son derece değerli bir sistem çalışıyor.
Deniz çayırları, kıyı sulak alanları ve makro alg ormanları… Bunlar yalnızca deniz ekosistemlerinin parçaları değil. Atmosferdeki karbonun tutulmasına ve depolanmasına katkı sağlayan doğal sistemler. Mavi karbon, bu deniz ve kıyı ekosistemlerin karbonu yakalama ve uzun süre depolama kapasitesini ifade ediyor.
Mekanizması da aslında basit. Çayır sudaki akıntıyı yavaşlatır, askıdaki organik madde böylece dibe çöker ve tortuya gömülür. Gömüldüğü ortamda oksijen azdır. Ayrışma durur. Karbon orada kalır. Yani, bir kasa gibi, deniz tabanındaki tortular karbonu içerde tutar. İyi durumda ve bozulmadan kalan çayırlar yüzlerce, hatta binlerce yıl boyunca karbon depolayabilir.
Buraya kadar güzel. Ama asıl mesele bundan sonra başlıyor.
Bir deniz çayırı zarar gördüğünde yalnızca canlı bir habitatı kaybetmiyoruz. Orada yıllar boyunca birikmiş karbonu da riske atıyoruz.
Ekosistem bozulduğunda tortudaki organik karbon yeniden parçalanır ve karbonun bir bölümü suya veya atmosfere geri döner. Yani, dün önemli bir karbon yutağı olan bir alan, bozulduğunda doğrudan emisyon kaynağı haline gelebilir.