Yaşlanmanın umulmadık tesellisi: Daha az pişmanlık

Ağaran saçların da bir güzelliği var. Yaşlanmanın götürdüğü kadar getirdikleri de olabilir…

Görsel: Francesco Ciccolella / The New York Times

Yaşlanmak deyince çoğu kişi ilk elden sağlığın kaçınılmaz olarak bozulacağını düşünüyor. Oysa yaşlandıkça hem zihnen hem de bedenen gelişmek mümkün. 

Üstelik yaşlılığa dair olumlu bir bakış açısı edinmek bile başlı başına faydalı. Yaşlanmaya dair olumsuz düşüncelere sahip olmaksa, tıpkı kendini gerçekleştiren kehanet gibi, sağlığı kötü etkiliyor. 

Yaşlanma süreci elbette kişiden kişiye değişse de araştırmalar orta yaştan çok sonra bile beyin sağlığının gelişmeye devam edebileceğini gösteriyor.

İşte yaşlanmanın umulmadık üç güzel yanı…

Daha az pişmanlık

Bu hayatta hiç pişman olmadım” lafı ağza sakız edilmişse de aslında pek gerçekçi değil. Araştırmalara göre insanların yaklaşık yüzde 90’ının hayatta en az bir büyük pişmanlığı var. 

Hollanda’daki Tilburg Üniversitesi’nden Julia Nolte, The Washington Post’a şöyle dedi

‘‘Çoğumuz ömrümüzün sonuna yaklaşırken telafi edilemez devasa pişmanlıklarla baş başa kalmaktan korkarız. Bunun son derece yaygın bir insan deneyimi olduğunu bilmek belki bir nebze iç rahatlatabiliyor.’’ 

Fakat görünen o ki yaş ilerledikçe pişmanlıklar hafifliyor. Emotion dergisinde son dönemde yayınlanan bir araştırmada Nolte ve ekibi, yaşın pişmanlıkları nasıl etkilediğini anlamak için 21-89 yaşlarındaki 90 yetişkini inceledi.  

Buna göre geçkin kişiler gençlere kıyasla son bir yılda daha az ‘büyük pişmanlık’ yaşadığını belirtti.

Hatta özellikle geçkin kişilerin yakın dönemde hiçbir pişmanlık bildirmeme ihtimali daha yüksek çıktı. Bir pişmanlık duydukları durumlarsa genellikle ilişkilerle ya da başka insanlarla kurdukları bir diyalogla ilgili değil, kaçırılan fırsatlarla ilgiliydi. 

Ayrıca bu kişiler ’’Şöyle olsaydı ne olurdu, böyle olsaydı ne olurdu?’’ diye düşündüğünde öfke ya da hayal kırıklığı gibi keskin duyguları daha az hissettiğini belirtti. 

Bilgi ve birikim

Yaş ilerledikçe unutkanlık ya da zihinsel işlevlerde yavaşlama elbette olası. Ama geçkin kişiler genellikle bilgi birikimini ya da dil kullanımını sınayan testlerde gençlerden çok daha başarılı oluyor. 

Nitekim 2019’daki kapsamlı bir araştırma, 70’li ve 80’li yaşlardaki insanların sözcük dağarcığı testlerinde 20’li, 30’lu ve 40’lı yaşlardakilere kıyasla daha yüksek puan aldığını gösterdi. 

Yeni durumları hızlıca kavrama ve bunlara uyum sağlama becerisi, yani ‘akışkan zeka’ genellikle 20’lerde zirve yapıyor. Fakat araştırmalara göre deneyimi ve bilgiyi hayatta uygulama becerisi, yani ‘kristal zeka’ 70’lere kadar gelişmeye devam edebiliyor. 

Bilgelik

Geçkin insanlar bilgi birikimlerinin yanısıra bilgeliklerini de artırmayı sürdürebilir. 

2008’den bu yana bilgelik üstüne araştırmalar yürüten nörobilim profesörü Dilip Jeste’ye göre bilgelik empati, şefkat, öz değerlendirme, duygusal denge ve farklı bakış açılarını kabul edebilme yetisini kapsayan karmaşık bir kişilik özelliği.

Araştırmalar, bilgeleşmenin ömür boyunca hem beden hem de ruh sağlığına iyi geldiğini gösteriyor.

Empati, duygu denetimi ve öz değerlendirme gibi bilgeliği oluşturan farklı alanlarda geçkin insanların gençlere kıyasla daha yüksek puan aldığını belirtiyor Jeste.

Fakat yaşlanan her insan bilgeleşecek diye bir kural yok, hatta aksini gösteren sayısız örnek var. Ama Jeste’ye göre genellikle bilgeliğin bu özelliklerini taşıyan kişiler yaşlandıkça daha da bilgeleşme eğilimi gösteriyor.

Mesela Covid-19 pandemisinde karantina sırasında herkes kendini biraz yalnız hissetse de geçkin insanların ruh sağlığı gençlere kıyasla daha dayanıklıydı.

Ne de olsa geçmişte benzer zorlukların üstesinden gelmişlerdi…

Kim korkar yaşlanmaktan!