Ragıp Kutay Karaca: ABD'nin İran üzerinde caydırı­cılık zayıflığı

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Bugün caydırıcılık kavramın­da değişmeyen unsur ABD’nin nükleer şemsiyesiyle güvenlik sağlayan rolünün devamıdır. An­cak ABD’nin yarattığı bu şem­siye, farklı nükleer güçler için de geçerli hale gelmiş durumda. İran’a yönelik saldırıların Kör­fez ülkelerine yansıması bu ülke­lerde ABD’ye bağlı bir güvenlik anlayışının eksikliğini ortaya çı­kardı.

Bu eksiklik farklı güvenlik anlaşmalarının önünü açtı. Pa­kistan-Suudi Arabistan Savun­ma Anlaşması ve son olarak bu iki ülkeye Türkiye’nin katılmasıyla imzalanan “Mekke” Antlaşması bunun en yakın örnekleridir.

Yukarıda değindiğim konular ABD’nin İran üzerinde caydırı­cılık zayıflığını açıklar nitelikte­dir.

Bir caydırıcılık etkileşimi söz konusu ise “caydıran’’ ve “cay­dırılan’’ olmak üzere tarafların varlığı gerekmektedir. Caydıran ve caydırılan stratejilerinin so­nuçlarını değerlendirebilmek için maliyet-fayda analizleri ya­pabilmelidirler.

Ancak bunun gerçekleşmesi rasyonel ka­rar verebilecek karar alıcı­ların varlığına bağlıdır. Bu­gün ne ABD ne de İran’da böylesi bir rasyonellik ve bu rasyonelliği sağlayacak yönetimler yok.

Caydırıcılığın başarı­sı tehditlerin, caydırılacak için inandırıcı hale gelme­sine bağlıdır. ABD yönetimi İran’ı nükleer silah üretmekten caydıracak kadar inandırıcı mı­dır? ABD’nin İran’a büyük mali­yetler yükleyebilecek bir “askeri kapasiteyi’’ elinde bulundurduğu gerçektir.

Ancak İran, ABD’nin askeri gücünü tam kapasite kul­lanacağı yönünde kararlı oldu­ğuna ne kadar inanmaktadır? Ni­tekim ABD için gelinen durum “nükleer falan önemli değil, Hür­müz açılsın yeter” şekline dön­mektedir.

Ragıp Kutay Karaca’nın yazısı