Bugün sorulması gereken soru basittir: On yıl önce Anayasa’ya aykırı bulunmayan bir düzenleme, hangi toplumsal dönüşüm gerçekleştiği için bugün iptal edilmiştir? Toplumsal cinsiyet eşitliği sağlandı mı? Kadın yoksulluğu ortadan kalktı mı? Erkek şiddeti karşısında kadınlar ekonomik güvenceye mi kavuştu? Bu sorulara verilecek kocaman bir hayır yanıtı ortadayken, nafaka tartışmasını teknik bir hukuk meselesi gibi sunmak mümkün değil. Çünkü mesele bir madde değil; doğrudan kadınların yaşam hakkı, ekonomik özgürlüğü ve erkek şiddeti karşısındaki korunma kapasitesidir. Yoksulluk nafakası bir lütuf değil; evlilik içi karşılıksız emeğin, yapısal eşitsizliğin ve boşanma sonrası ortaya çıkan kadın yoksulluğunun sınırlı bir telafisidir. Buna rağmen hedef alınan şey nafakanın kendisi değil, kadınların boşanma sonrasında hayatta kalma güvencesidir.
Anayasa Mahkemesi’nin gerekçesi henüz ortada yok, ancak siyasal iktidarın refleksi ortada. Kadınların kazanılmış haklarını tartışmaya açmak, kadın yoksulluğunu görünmez kılmak ve aile söylemi üzerinden eşitsizliği yeniden üretmek… Ve bu nedenle mesele, yalnızca bir yasa maddesinin çok ötesinde; doğrudan toplumsal cinsiyet eşitliğinin kendisidir.