Demokrasi çoğu zaman bir “umut rejimi” değil, bir “ısrar rejimi”dir.
Bu yüzden bugün Türkiye’de yaşanan siyasal atmosferi anlamak için yalnızca güncel tartışmalara değil, daha derin bir duygusal ve yapısal zemine bakmak gerekir: yılgınlık ve çıkışsızlık.
Mark Fisher, insanların içinde yaşadıkları sistemin sorunlarını görmelerine rağmen onun dışında bir alternatif düşünememelerini “kapitalist gerçekçilik” olarak adlandırır.
Byung-Chul Han ise modern toplumun temel sorununun dışsal baskının ötesinde içsel tükenmişlik olduğunu söyler.
Türkiye bağlamında bu iki çerçeve birleştiğinde ortaya şu tablo çıkar: İnsanlar değişimin mümkün olduğuna inanmakta zorlanırken bunun için gerekli enerjiyi bulmakta da güçlük yaşarlar. Hatta öyle ki bu sadece modernitenin getirdiği içsel bir yılgınlık ya da hissizleşmeyi değil, her sabah yeni bir krizle uyanmanın getirdiği kronik bir maruz kalma halini de içerir.
Tüm bunlar birleştiğinde siyaset, bir “dönüştürme alanı” olmaktan çıkıp bir “katlanma alanına” evrilir.