Ortada CHP’nin bölünmesinin ve hatta seçimsizleştirmenin ötesine geçen bir durum var; Cumhuriyet’in anti-tezi, ulus-devlet formundan koparılmak istenen, emperyalizmin Ortadoğu mimarisinde kendisine yeni jandarmalık görevleri verilecek, İslamcılıkla milliyetçiliği yeni bir militarist ve yayılmacı söylemin içinde sentezlemeye niyetli olan yeni bir rejim inşası bu.
Kökleri antikomünizmde olan, sol düşmanlığı ile cumhuriyet düşmanlığını birlikte büyüten, bugün de halk düşmanlığı ve emek düşmanlığında somutlaşan, sermaye ile yol haritasını ortaklaştırmış, doğrudan emperyalist merkezlerle bağlantılı olan bir proje bu.
İşte tam da bu nedenle; bu gidişatın kayıtsız şartsız karşısında duran bir siyasete ihtiyacımız var. CHP’cilik yapmayan, CHP’yi sola çekmek gibi hayaller görmeyen, kimseye kefil olmayan, kimileri gibi şirazeyi yitirip düzen siyasetinin peşine takılıp ondan medet ummayan ama durumun vahametini, Türkiye’nin götürülmek istendiği yeri berrak bir şekilde gören, buna karşı Türkiye ilericiliğinin bütün mirasını ve birikimini üstlenip bugünlere taşıyan devrimci bir siyaset ihtiyacı bu.
Sol düşmanlığının, cumhuriyet düşmanlığının, emek düşmanlığının, halk düşmanlığının, emperyalizme bağımlılığın, Amerikancılığın, NATO’culuğun damgasını vurduğu bir süreçte, sınıf diyen, cumhuriyetin kazanımları diyen, yurttaşlık diyen, emek diyen, halk diyen, kamuculuk diyen, bağımsızlık diyen, yüzünü emekçilere dönmüş, emekçilerle birlikte yol yürüyen, onları siyasete taşıyan, pratiği yaratıcı bir siyasetin Türkiye’ye damgasını vurma, çok güçlü bir aktör olarak sahneye çıkma şansı var.