Çin, Atlantik merkezli güç dengesini Pasifik ve Hint okyanuslarına doğru kaydırmış durumda. Denizlerden karalara, havadan uzaya, oradan siber alana uzanan ve her hatta giderek sertleşen kıyasıya bir rekabet var.
Sistemin eski iki başat aktörü Rusya ve ABD, başat statülerini korumak adına yıpratıcı savaşlara girmişken, Çin dengeleyici ve barışçıl tavrıyla küresel kamuoyunda sistemin güvenilir unsuru gibi konumlanıyor.
Tabii bir de “gelmekte olanın geldiği” yani Çin’in kapıya dayandığı yeni düzen var ortada.
Trump’ın yaklaşımının klasik Cumhuriyetçi çizgiye tam oturmadığı aşikâr. Çin’e baktığında hem pazar, hem de rakip görüyor. Onun yaklaşımı ideolojik ya da politik olmaktan çok bir “al-ver dengesi” (transactional) üzerine oturuyor.
Trump, zor kullanmayı seven ama bunu sadece masaya oturtmak için kullandığından, hızla esneyebilen bir mantığa sahip. Xi Jinping ise bir sabır ustası. Kuşak Yol projesi, Afrika’da yayılım stratejisi, teknolojik hegemonya ideali, nadir minerallerde tekelleşme taktiği hep onlarca yıllık hedefleri olduğunu gösteriyor.
Trump, günü kazanmak istiyor; Xi ise yüzyılı. Bakalım görüşmeler nasıl sonuçlanacak?