Sosyal medyayı bırakmak ya da ‘sosyal medyasızlık’ fikri giderek cazip hale geliyor. Peki ama bu bizi hakikaten mutlu eder mi? Uzmanlar duruma göre değişeceğini söylüyor.

Can sıkkınlığında, yorgunlukta ya da boş zamanlarda iyi gelir diye hemen sosyal medyaya sarılmak neredeyse bir alışkanlığa dönüştü.
İş ya da sosyal çevreye bağlı olarak da sosyal medyada görünür olmak zorunda hissedebiliyoruz. Nihayetinde anne karnından sosyal medyayla çıkmışız gibi bir halimiz var.
Öte yandan özellikle genç kuşak sosyal medyayı bırakma fikrine giderek ısınıyor. Başlıca nedenleri, sosyal medyanın eskisi kadar ‘sosyal’ olmaması ve durmadan kaydırmanın sebep olduğu sersemlik.
Popular Science’ın aktardığına göre 2024’te Baruch College ve University of Melbourne’dan araştırmacılar, ABD’deki birkaç yüz üniversite öğrencisinden bir ders kredisi karşılığında bir hafta boyunca bir sosyal medya platformundan (Facebook, Twitter/X, Instagram, Snapchat) uzak durmasını istedi.
Araştırmacıların uluslararası akademik dergi Transactions on Human-Computer Interaction’taki makalesine göre katılımcıların yüzde 74’ü, sosyal medyadan uzak kaldıkları süre boyunca daha iyi hissettiğini bildirdi.
Gelgelelim sosyal medyayı ‘takıntılı biçimde’ aşırı kullanan öğrenciler diğer katılımcılara kıyasla daha kötü hissettiğini bildirdi. Öyle ki bu öğrenciler bir haftalık sosyal medya molasında en çok zorlanan grup olmuştu.
Öte yandan platformlardan rahatça uzak durabilen öğrenciler, bu platformları ‘takıntılı biçimde’ kullanmıyor üstelik bırakmayı pek aklından geçirmiyordu.
Dolayısıyla hem sosyal medyayı aşırı kullanan hem de ısrarla bırakmayı hedefleyenlerin işi daha zor görünüyor.
Tabii bir süre çevrimdışı kalmak sosyal medyayı ‘takıntılı biçimde’ kullananlara da yarıyor. Başta daha kötü hissetseler de, başka bir araştırmaya göre, sosyal medyayı bırakmaktan ‘en büyük kazanımı’ bu kişiler sağlıyor.
‘Sosyal medyasızlık’ yalnızlaştırır mı?
İletişim profesörü Jeffery Hall’a göre araştırmalar, uzak duran ya da sosyal medyayı tamamen bırakan kişilerin dış dünyaya eskisi kadar bağlı hissetmediğini ya da ‘nötr bir sonuç’ yaşadığını ortaya koyuyor.
Hall’a göre belirleyici etken şu: Başka türlü ulaşamayacağınız ‘belli başlı kişiler ve gruplarla’ bağı kaybedip kaybetmemek.
İnsanlar dijital bir ortamı terk ettiğinde genellikle iletişimi başka başka kanallara kaydırıyor; belki daha fazla mesajlaşıyor, belki yeni grup sohbetleri oluşturuyor. Fakat alternatif iletişim yolları bulunmadığı zaman daha yalnız hissetmeye başlayabiliyorlar.
Hall, ”Sosyal medyada geçirdiğiniz vakit yüz yüze etkileşimin yerini tutuyor mu? Yanıt genellikle hayır” diyor ve şöyle ekliyor: ”Sosyal medyanın ilk döneminde çevrimiçi iletişim büyük ölçüde yüzyüze iletişimin bir uzantısı gibiydi.”
Fakat sosyal medya artık pek sosyal değil. TikTok tarzı ‘influencer’ videolarına yöneliş ve ‘yapay zeka kirliliği’ nedeniyle içerik evreninin çöplüğe dönmesi, sosyal medya deneyimine ilişkin yakın tarihli araştırmaları bile bugüne uyarlamayı zorlaştırıyor.
Stanford University’de profesör Matthew Gentzkow, sosyal medyanın insanları ‘ayarttığını’ söylüyor: ”İnsanlar daha az kullanmak istedikleri halde uzak durmakta zorlanıyor.”
Nihayetinde birer şirkete bağlı olan bu platformlar, bizi ekrana bağlı tutmak ve daha fazla gelir elde etmek amacıyla tasarlanıyor.
Zararı bariz
Birçok araştırmaya göre aşırı sosyal medya kullanımı zararlı. Özellikle hafızayı ve dikkati olumsuz etkiliyor.
Nitekim Oxford Sözlüğü 2024’te yılın kelimesi olarak ‘beyin çürümesi’ni seçmişti.
Bu argo deyiş, sosyal medyadaki kalitesiz içerikleri aşırı tüketmek nedeniyle beynin zarar görmesini ifade ediyor. Yani safi eğlence amacıyla üretilmiş, kısa, kalitesiz ve hiçbir zihinsel çaba gerektirmeyen içerikleri saatler boyunca kaydırarak tüketmek nedeniyle ‘beynin çürümesi’ni.
Dolayısıyla dijital alanlardan bir süre uzak kalmak faydalı olabiliyor. Peki ama hakikaten bırakmak istiyor muyuz?
University of Melbourne’da profesör Ofir Turel şöyle diyor: ”Instagram’ı bıraktıktan sonra gün boyu Netflix izleyip dersleri ve sosyal hayatı ihmal edersem, bunun ruh halime iyi gelip gelmeyeceğinden emin değilim.”
Ama daha fazla ‘sosyal medyasız’ vakit geçirmek istiyorsanız, diye ekliyor Turel, ek hedefler koymak ve yaşam düzenini buna göre ayarlamak (örneğin yeterince uyumak, ruh haline iyi gelen etkinliklere yönelmek, motivasyonu diri tutmanın yollarını aramak) iradeyi güçlendirebilir.
Hall’sa, çevrimiçi veya çevrimdışı, zamanı en verimli nasıl kullanacağına kişinin kendisinin karar vereceği görüşünde. Yani gecenin köründe eski lise arkadaşlarınızın Instagram hikayelerinde gezinip keyif alıyor ya da bir tür sosyal bağ kurduğunuzu hissediyorsanız, bırakın öyle olsun.