İBB davası | Çalık: Kamera karşısında ilaç içmek gibi onur kırıcı uygulamalarla karşılaştım

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) odaklı ‘yolsuzluk’ davası sürüyor.

Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, savunmasında “Sayın Heyet, bu dosya bir çelişkiler manzumesidir. Kimin ne dediği belli değildir; rakamlar, isimler ve olaylar her ifadede değişmektedir” dedi.

Fotoğraf: @CAOIletısım/ X

Davada İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu dahil 107’si tutuklu 407 kişi yargılanıyor. Duruşma Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nun karşısındaki salonda görülüyor. Yargılamayı İstanbul 40’ıncı Ağır Ceza Mahkemesi yürütüyor.

Gazeteciler ilk hafta salonda, avukatların yanındaki masaların olduğu alanda oturuyordu. 16 Mart’ta İmamoğlu’na soru sordukları için mikrofonsuz masaların bulunduğu ‘kör nokta’ya alındılar. Basın mensupları duruşmayı buradan takip ediyor.

Diken, duruşmanın 10’uncu celsesini salondan takip eden gazetecilerden aktardı:

20:55 | Çalık savunmasını yazdığı şiirle tamamladı

Gazeteci Fatoş Erdoğan’ın aktardığına göre Çalık, savunmasını yazdığı şiirle tamamladı:

“Kaçmadım, saklanmadım, delil karartmadım. Bir yıldır özgürdüm; masumum ve inancımdan, vicdanımdan mahrum değilim. Çilehanede de farklı meziyetler öğrendik; naçizane şiirler yazdım, iki kitap çıkaracak kadar eserim oldu. Bir şiirimle savunmamı bitirmek istiyorum:

Gönül, benim yaptığım iş / Zorluklar, sınırlamalar, çaresizlik değildir yaşadıklarım / Bileklerimi kelepçeleseler, demir kapıları kapatsalar da / duygularını serbest bıraksalar da yalnızlık değildir / Güller saygısızca karşına dikilse de / umut her zaman vardır.

Hakikatin mutlaka ortaya çıkacağına, adaletin gecikse de tecelli edeceğine yürekten inanıyorum. Özgürlük sadece üç hece: öz-gür-lük. Ama kaybedince ne çok şey anlatıyor. Saygılarımla sunuyorum.”

Çalık’ın savunmasını tamamlamasının ardından duruşma sona erdi.

20:24 | Kamera karşısında ilaç içmek gibi onur kırıcı uygulamalarla karşılaştım

Çalık savunmasında cezaevi sürecindeki sağlık sorunlarına da değindi:

“Sayın mahkeme heyeti, savunmamın bu bölümünde sağlık durumuma çok kısa değinmek istiyorum. Bu süreçte 25 kilo verdim ve geçmişte yaşadığım ciddi sağlık problemleri tekrar gündeme geldi. 2000 yılında lösemi geçirip sekiz ay hastanede tedavi gördüm, ölümlerden döndüm; 2008 yılında ise lenfoma nedeniyle iki kez ameliyat oldum.

Bunları bir ajitasyon unsuru olarak anlatmıyorum; nitekim tutuklandığım ilk gün avukat olan yeğenimin sağlık belgelerini sunma teklifini, suçlamanın ne olduğunu görmeden böyle bir yola başvurmamak adına reddetmiştim.

İzmir Buca’ya, ailemden 600 kilometre uzağa sevk edildim. Orada yaşadığım hızlı kilo kaybı üzerine sevk edildiğim Katip Çelebi Üniversitesi Hastanesi’nde 16 gün boyunca biyopsiler ve ağır tetkikler yapıldı. Lenfoma riskinin nüksetme ihtimaline karşı raporlar düzenlendi.

Şehir Hastanesi ile ilgili deneyimim ise oldukça düşündürücüdür. Ben buraların ‘hasta garantili’ olduğunu biliyordum ama ‘rapor garantili’ olduğunu bilmiyordum; zira gerekli raporlar düzenlenmedi.

Adli Tıp’a gönderilen raporda, 18 günlük yatış sürecimdeki düşük değerler yerine sadece son üç gündeki görece yüksek değerler yer aldı.

Şu an kanser hücre oranım (blast) remisyon sınırları içerisinde olsa da, bu durumun sürekli kontrol altında tutulması hayati önem taşımaktadır.

Katip Çelebi Hastanesi’nin ‘yarın bir şey olur, ateşi çıkar, organ yetmezliği olur’ uyarılarına rağmen, Şehir Hastanesi’nin eksik verilerle rapor sunması kabul edilemez bir tutumdur.

Anayasa Mahkemesi’ne yaptığımız başvuruda verilen karar beni samimiyetle üzmüştür. Mahkeme, tutukluluk tedbirini kaldırmasa da cezaevine ‘maddi manevi bütünlüğünü koruyacak tedbirler alın’ talimatı verdi.

Bunun sonucunda infaz koruma memurları kanser riskini tansiyon ölçerek takip etmeye çalıştı; kamera karşısında ilaç içmek gibi onur kırıcı uygulamalarla karşılaştım.

Benim dışarıda bekleyen 13 ve 22 yaşlarında iki evladım var. Çocuklarımın her gün televizyonda ‘Murat Çalık ölecek mi?’ tartışmalarını izlemesi, annemin ve eşimin yaşadığı derin üzüntü, bu sürecin en ağır yüküdür. Ancak ben pes etmem; 2000 yılında lösemiyi nasıl yendiysem, bu süreci de inancımla aşacağım.

19:30 | ‘Çelişkiler yumağı ve hayali iddialar’

Çalık, “Şimdi, iddianamenin en ‘çetrefilli’ve asılsız iddialarla dolu olan Eylem 6 kısmına geçiyorum” diyerek şunları söyledi:

“İddia makamı; Beylikdüzü Belediye Başkan Yardımcısı olduğum dönemde ruhsat ve iskan süreçleri için rüşvet istediğimi, arsa sahiplerini Adem Soytekin’e yönlendirdiğimi ve Hasan İmamoğlu’na daire devri şartı koştuğumu ileri sürmektedir.

Sayın Heyet, bu dosya bir ‘çelişkiler manzumesidir’. Kimin ne dediği belli değildir; rakamlar, isimler ve olaylar her ifadede değişmektedir:

Beyaz Ailesi: Muzaffer Beyaz iskan için ‘yedi dükkan, beş daire’ verildiğini söylerken; ağabeyi Seyfi Beyaz aynı iş için ‘100 bin TL’ istendiğini, sonra rakamın 10 milyona çıktığını iddia ediyor.

Hamzaoğlu Ailesi: Baba-oğul Yüksel ve Furkan Hamzaoğlu önce 10 dükkan/daire verdiklerini söylüyorlar; sonra baba Yüksel Hamzaoğlu ek ifade verip “Hesapları inceledim, iki dükkanı iş karşılığı vermişiz” diyerek kendi ifadesini yalanlıyor.

İsa ve Erhan Ünal: Yeğen Erhan Ünal “20 milyon istendi” derken, amca İsa Ünal “10 milyon istendi” diyor.

En vahim iddia ise şudur: İsa Ünal, 2019 yerel seçimlerinden sonra Ekrem İmamoğlu’nun kendisini ‘Belediye Başkan Yardımcısı Mehmet Murat Çalık’a yönlendirdiğini’ iddia ediyor.

O tarihte Ekrem Bey İBB Başkanıdır, ben ise artık Başkan Yardımcısı değil, Beylikdüzü Belediye Başkanı’yım. Bu kadar temel bir gerçeği dahi ıskalayan, zaman ve mekan mefhumundan yoksun bir anlatımın ciddiye alınması mümkün değildir.

İddia edilenin aksine, belediyenin resmi kayıtları bu sürecin ne kadar süratli ve hukuka uygun işlediğini ispatlamaktadır:

  • Yapı Ruhsatı (1. Parsel) | 190.702 m² – 22 Gün
  • Yapı Ruhsatı (2. Parsel) | 67.880 m² – 28 Gün
  • İskan Süreci |Toplam 250.000 m² yedi ve 37 Gün

Sayın Başkan, altını çizerek söylüyorum: 250 bin metrekarelik, çuvallar dolusu projenin incelenip bir ayın altında ruhsatlandırılması bir ‘sorun’ değil, bir belediyecilik başarısıdır. Bayram tatiline ve o dönem belediyede bulunan müfettişlerin yoğunluğuna rağmen bu işlemler makul sürelerde tamamlanmıştır. Sonuç olarak; 250 bin metrelik bir projeye bir aydan kısa sürede ruhsat verebilecek başka bir belediye varsa, ben bugün belediye başkanlığını bırakmaya hazırım. Somut belgeler ortadayken, birbiriyle tutarsız sanık beyanlarına itibar edilmesi hukuka aykırıdır.”

19:24 | ‘Metin Gül ve Adem Soytekin’in ifadeleri birbirini çürütüyor’

Çalık, Kübist projesinin iskan alamadığı, Metin Gül’ün rüşvete zorlandığı ve kendisinin Gül’ü Adem Soytekin ve Fatih Keleş’e yönlendirildiği iddiasına dair şunları söyledi:

“Resmi kayıtlar incelendiğinde bu iddiaların hiçbirinin doğru olmadığı görülecektir. İddia makamı teknik süreçleri incelemeden sadece beyan üzerinden suç isnat etmiştir. İmar konularına bakan teknik başkan yardımcısı değildim; iskan ve ruhsat süreçleri tamamen teknik konulardır.

Projenin geçmişi ve onay süreçleri, iddia edilen dönemin çok öncesine dayanmaktadır:

  • 24 Ocak 2008: Gürpınar Belediyesi (Veliddin Küçük dönemi) tarafından ilk yapı ruhsatı verildi.
  • 23 Mart 2009: Yine Veliddin Küçük döneminde tadilat ruhsatı alındı.
  • 13 Mart 2014: Beylikdüzü Belediyesi (Yusuf Uzun dönemi) tarafından yerel seçimlerden 18 gün önce ‘İş Bitirme Belgesi’ düzenlendi.
  • 16 Ekim 2014: Müteahhit firma ‘ilişik kesme yazısı’ için başvurdu, belediyemizce hemen yazıldı.
  • 14 Ocak 2015: Resmi iskan başvurusu yapıldı.
  • 23 Mart 2015: Gerekli tüm harçlar ödendikten ve belgeler (itfaiye, asansör vb.) tamamlandıktan sadece dört gün sonra iskan belgesi düzenlendi.

Yükümlülük: İskan süreçleri belediye başkanıyla görüşerek değil; harçların yatırılması, SGK ve vergi dairesi ilişiksizlik yazılarının getirilmesiyle yürütülür.

Gecikme İddiası: Müteahhit firma tüm yükümlülüklerini 2,5 ay içinde yerine getirmiş ve herhangi bir gecikme olmaksızın iskan verilmiştir.

Belge Şartı: Evraklar tamamlanmadan, izinler alınmadan ve harçlar ödenmeden iskan belgesi düzenlenmesi hukuken mümkün değildir.

Zaman Aşımı: İskan 23 Mart 2015’te alınmıştır; iddia edilen daire devirleri ise tam 1,5 yıl sonra (9 Eylül 2016) yapılmıştır.

Mantık Hatası: İş bitmiş ve dosya kapatılmışken 1,5 yıl sonra yapılan bir devrin rüşvet olarak nitelendirilmesi hayatın olağan akışına aykırıdır.

Beyan Çelişkisi: Metin Gül 2,5 aylık evrak tamamlama süresini ‘çok uzun’ diye eleştirirken, 1,5 yıl sonraki devri ‘iskan için hemen verdim’ şeklinde sunarak çelişmektedir.

Metin Gül’ü Adem Soytekin ve Fatih Keleş’e yönlendirdiğim iddiası sanık ifadelerinde bile yoktur. Metin Gül ve Adem Soytekin’in benden daha eski bir tanışıklıkları ve birçok ticari ilişkileri mevcuttur; tarafımca tanıştırılmaları söz konusu değildir. Metin Gül parayı ‘iskan için’ verdiğini söylerken; Adem Soytekin bu ödemelerin ‘ticari ilişkiden’ kaynaklandığını belirterek birbirlerini çürütmektedirler.

17:13 | ‘Rüşvetle ilgili kronoloji çelişkili’

Şikayetçi müteahhit Uğur Güngör, Beylikdüzü’ndeki inşaatının ruhsat onayı ve iskanı için Çalık’ın kendisinden işadamı Adem Soytekin’e (soruşturma dosyasına göre ‘İmamoğlu’nun kasası’) rüşvet vermesini istediğini ve bunu kabul ettiğini iddia etmişti.

Güngör olayın İmamoğlu, Beylikdüzü belediye başkanıyken yaşandığını, Çalık’ınsa o dönem (İmamoğlu’nun) yardımcısı olduğunu söylemişti.

Gazeteci Fatoş Erdoğan’ın aktardığına göre Çalık, Güngör’ün ifadesini sıkça değiştirdiğini söyledi:

“Ruhsat süreci; 2006 ilk ruhsat, 2010 yenileme, 2015 bizim dönemimizde yenileme. İnşaat ilerleme oranı bir yıl iki ayda yüzde 90. Hayatın olağan akışıyla değerlendirdiğinizde zulüm iddiası olan dönemde inşaatın yüzde 90 seviyesine ulaştığını görüyorsunuz.

İddia edilen rüşvetle ilgili kronoloji de tamamen çelişkilidir: Ruhsat 22 Ekim 2015, daire devri 24 Temmuz 2017. Yani yaklaşık iki yıl sonra. Üstelik 2018’de inşaat bitmiş ve oturum başlamıştır. Buna rağmen 2020’de ‘Mühürlenecekti’ iddiası ileri sürülmektedir.

Ayrıca belediye tarafından müteahhite herhangi bir menfaat sağlanmamıştır. Aksine ruhsat alanı 1078 metrekare azaltılmıştır. Rüşvet alınan bir projede alan azaltılması hayatın olağan akışına uygun değildir.

‘Aynı dosya her seferinde temiz çıktı’

İddialara göre 13 daire verilmiş, sonra dört dairesi geri iade edilmiştir. Rüşvet alıp ‘Fazla oldu’ diye geri veren bir sistem olabilir mi? Aynı olay defalarca incelenmiştir: 2023 ve 2025’te soruşturma izni verilmedi. Aynı dosya her seferinde temiz çıkmıştır.

Tanık beyanları da birbiriyle çelişmektedir:

  • Zafer Gül: 6 milyon, 7 milyon, 13 daire
  • Davut Akay: önce bilmiyor, sonra biliyor
  • Şoför: Hiçbir şey bilmiyor

‘Senet’ iddiası ise tamamen sonradan ortaya çıkmıştır. İlk ifadelerde yoktur. Yıllar sonra, çelişkiler açıklanamayınca eklenmiştir. Üstelik bu senet iddiası da kendi içinde tutarsızdır: Kim imzaladı, kime verildi, kim ödedi belli değil.

Sayın başkan bu dosyada açıkça görülen şudur: Bu bir rüşvet dosyası değil, ticari bir uyuşmazlığın ceza dosyasına taşınmış halidir. Menfaatin tutarı belli değil, zamanı belli değil, tarafları belli değil. Tanıklar çelişkili, beyanlar değişken, belgelerse iddiaları doğrulamıyor. Bu durumda her türlü şüpheden uzak, kesin ve somut bir delil yoktur.

Sonuç olarak daha önce verilmiş takipsizlik kararına rağmen yeniden yargılanmam, çelişkili beyanlara dayanılarak tutuklanmam, hukuka aykırıdır. ‘Şüpheden sanık yararlanır’ ilkesi gereği üzerime atılı suçlamaların hiçbirini kabul etmiyorum.

Sayın başkan ben kendimden eminim. İnanın, UYAP kaydıma baksanız benim hiçbir şey söylememe gerek kalmaz.”

16:23 | ‘Yedi eylemle suçlanırken sadece ikisi soruldu’

Gazeteci Fatoş Erdoğan’ın aktardığına göre Mehmet Murat Çalık savunmasına devam ediyor:

“Bugün Beylikdüzü dönemine denk gelen yedi eylemden sorumlu olduğum iddia edilmektedir. Kısaca ve net olarak ifade etmek isterim ki, görevim gereği tamamen mevzuat çerçevesinde yürüttüğüm ruhsat işlemlerinin, sanki gayrimeşru bir menfaatin aracıymış gibi gösterilmesini açıkça ve net bir şekilde reddediyorum.

Görevim kapsamında uzun bir zaman dilimi içerisinde, gerek mesai arkadaşlarımla gerekse belediyeye çeşitli müracaatlarla gelen vatandaşlarla yapılan görüşmeler, hiçbir somut dayanağı olmayan bir kurgu neticesinde sanki örgüt lideri ve üyeleriyle irtibat kurulması olarak değerlendirilmiştir.

Ayrıca resmî şekilde işbaşına gelen bir belediye başkanının bu asılsız iddialarla halkın iradesinin de göz ardı edildiğini düşünüyorum.

Yargılama sonucunda belirttiğim hususların doğruluğunun ortaya çıkacağına yürekten inanıyorum. Ancak bu 143 eylemin sayın mahkeme tarafından en doğru şekilde değerlendirileceğine olan inancımda milim kaybetmediğimi de ifade etmek istiyorum.

İddianamede 143 eylemden yedisinden sorumlu tutuluyorum ancak soruşturma aşamasında sadece iki tanesiyle ilgili tarafıma soru sorulmuştur. Diğerleriyle ilgili savunmam alınmamıştır.

Ama birazdan iddialara tek tek cevap vererek aslında iddia makamının işini de kolaylaştıracağım. Bütün eylemleri teknik bilirkişi gibi inceledim ve somut belgelerle ortaya koyacağım. Yalnızca beyanların gerçeği yansıtmadığını tek tek ortaya koymaya çalışacağım.

Savunmama geçmeden önce bana yöneltilen suç örgütü ve diğer isnatların, hayatım boyunca sorumlu olduğum meslek yaşamımla, devlete olan bağlılığımla ve kamu yararını önceleyen anlayışımla bağdaşmadığını ifade etmek isterim.

Görev yaptığım hiçbir dönemde kamu gücümü kişisel çıkar için kullanmadım. Meclisimizde halkımızın menfaatine aykırı hiçbir kararın parçası olmadım. Hukuka aykırı bir talimat vermedim, hukuka aykırı bir talimat almadım. Kamu görevini yerine getirirken siyasi saiklerle veya kişisel sebeplerle kamu yararını hiçbir zaman ikinci plana atmadım.

‘Kamu yöneticisi kamu orucu tutmalı’

Görevim boyunca hep kendime şu soruları sordum: Bu karar vicdanen doğru mu, adil mi, kamu hakkını koruyor mu? Çünkü bir kamu yöneticisinde olması gereken üç temel özellik vardır: vicdan, adalet ve ahlak. Bunlar tercih değil, zorunluluktur.

Bir kamu yöneticisi ‘kamu orucu’ tutmalıdır sayın başkan, kamu orucu. Şayet kamu orucu tutamayacaksa o görevlere talip olmamalıdır. Ne bozar kamu orucunu? Birinin hakkını yerseniz, devletin malını yerseniz bozulur. Kul hakkına girerseniz bozulur.

Kamu orucu öyle kolay değildir. Bir ayla sınırlı değildir. Görev süresi boyunca devam eder. Ne zaman biter? Görevden ayrıldığınız zaman. Ama biz bu hizmet yolunda kamu orucunu tutmaya devam edeceğiz.”

15:24 | ‘Uğur Güngör’ün ifadeleri çelişkili, 200’den aşağı UYAP kaydı yoksa suçlamaları kabul edeceğim’

Gazeteci Muratcan Altuntoprak’ın aktardığına göre Mehmet Murat Çalık, “(Müteahhit) Uğur Güngör’ün 200’den aşağı UYAP kaydı yoksa tüm suçlamaları kabul edeceğim” dedi.

Güngör’ün hakkındaki rüşvet iddiası ve verdiği ifadelere dikkat çeken Çalık, şunları söyledi:

“Uğur Güngör aynı olayı inşaata başladıktan sonraki süreç üzerinden farklı şekilde anlatmaktadır.

Az önce ifade edildiği gibi konut vasfının dükkâna çevrilmesi meselesine değinerek projenin rahat devam edebilmesi, inşaatta sorun yaşanmaması, tadilat ruhsatının onaylanması, ilave ticari alanlara izin verilmesi, inşaatın sorunsuz ilerlemesi ve proje sonunda iskan alınabilmesi amacıyla iki daire parası ile 13 bağımsız bölümü devrettiğini söylediğini belirtmektedir.

Bu iki ifade arasındaki çelişki yalnızca tutar bakımından değildir. Birinde 15 milyon liradan söz ederken, diğerinde iki daire parası ve 13 daire devrinden bahsetmektedir. Aynı zamanda içerik ve isnat yönünden de ifadeler tamamen birbiriyle çelişmektedir.

Söz konusu tarihte verdiği ilk ifadesinde rüşvet tutarının 13 daire olduğunu belirtmiştir. Dosyanın yetkisizlik kararıyla gönderilmesinin ardından yaklaşık iki ay sonra verdiği ikinci ifadesindeyse bu kez iki daire parası ile birlikte 13 daire verdiğini söylemiştir. Bu çelişki göz ardı edilerek soruşturmanın bu beyan üzerinden sürdürüldüğü ifade edilmektedir.

Ardından 19 Mart 2024’te, yani ilk ifadesinden 43 ay sonra verdiği bir başka beyanında rüşvet tutarını 15 daire olarak açıklamıştır. 21 Ekim 2024’te yaklaşık 50 ay sonra verdiği ifadedeyse bu kez rüşvet tutarının 15 milyon lira olduğunu ileri sürmüştür.

Son olarak 5 Ağustos 2025’te vekili aracılığıyla dosyaya sunulan beyanda yeniden ilk anlatıma dönülerek rüşvet tutarının 13 daire ve iki daire parası olduğu ifade edilmiştir.

Aynı zaman diliminde gerçekleştiği iddia edilen bir olayın, aynı kişi tarafından bu denli farklı şekillerde anlatılmasının dikkat çekici olduğu belirtilerek, söz konusu çelişkilerin mahkeme heyetinin takdirine sunulduğu dile getirilmektedir.”

14:17 | Mehmet Murat Çalık savunma yapıyor: ‘Geriye sürekli değişen sanık ifadeleri kaldı’

Gazeteci Muratcan Altuntoprak’ın aktardığına göre aranın ardından Mehmet Murat Çalık, savunmasına başladı. Çalık, ‘suç örgütü üyeliği’ suçlamasına tepki gösterdi:

“Kanunla kurulmuş, meşru, denetime açık bir kamu kurumu olan belediyelerimizin ‘suç örgütü’ olarak gösterilmesinin son derece ağır.

Sayın başkan 4 bin sayfalık iddianamede tarafımla ilgili tek bir telefon kaydı yok. Teknik takip yok, gizli tanık beyanı yok. Elde ettiğim söylenen somut bir menfaatten dahi bahsedilememiş olması aslında örgütlü suç isnadının temelsiz olduğunu göstermektedir.

Peki geriye ne kalmıştır? Sürekli ifade değiştiren, beyanları değiştikçe kendi içerisinde de birbiriyle çelişen sanık ifadeleri. Bu kişiler etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmış ya da yararlanma beklentisi olan şahıslar.

Ancak benim durumumda bir tuhaflık var. Bana dönük suçlamalarda bulunan kişiler örgütün varlığından haberdar değiller. Örgütün varlığını reddeden bu kişiler, nasıl oluyorsa örgütlü suçlarla ilgili hükümlerden etkin pişmanlık yoluyla faydalanmaktadırlar.”

12:36 | Ara verildi

Duruşmaya öğle arası verildi. Dava aradan sonra Mehmet Murat Çalık’ın savunmasıyla devam edecek.

11:55 | Resul Emrah Şahan: Tutuklanırken tektim; Fikret İlkiz: Tutanakta dört şüpheli var

Dava tutuklanmasının ardından görevinden uzaklaştırılan ve dün savunma yapan Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan’ın çapraz sorgusuyla devam ediyor.

Gazeteci Muratcan Altıntoprak’ın aktardığına göre İmamoğlu’nun avukatı Fikret İlkiz, duruşmada Şahan’a sorular sordu.

Şahan, tutuklanırken tek olduğunu söylerken İlkiz karar tutanağına İmamoğlu ve Şahan dahil dört kişinin adının yazıldığını söyledi.

Diyalog şöyle:

Av. Fikret İlkiz: Sizin hakkınızda tutuklama kararı verilen sulh ceza yargıcının önüne çıktığınızda tek başına mıydınız? Yanınızda Ekrem İmamoğlu var mıydı?

Resul Emrah Şahan: Tek başımaydım.

Fikret İlkiz: Siz hakimlikte tek başınızaydınız ve kararı imzaladınız ve size de örneği verildi değil mi

Resul Emrah Şahan: Evet.

Fikret İlkiz: Bunu unutmadığınızı ve saatin 11:40 olduğunu biliyorum. 2025/348 sorgu sayısıyla hakimi Songül Özdemir Aydoğdu olan dokuz sayfalık tutuklama kararını size verdiler öyle mi?

Resul Emrah Şahan: Evet.

Fikret İlkiz: Bu tutanakta dört şüpheli var. Mahir Polat, Mehmet Ali Çalışkan, Ekrem İmamoğlu ve siz. Size verilen tutanak bu olduğuna göre siz tek başınaydınız. Ama daha sonra dokuz sayfadan oluşan ve kesilip yapıştırılmış ve sizin de imzanız olan bu tutanağı verdiler değil mi?

Resul Emrah Şahan: Evet.

Bilinmesi gerekenler: Kime, ne kadar ceza isteniyor?

İddianamede İmamoğlu dahil yedi kişi ‘suç örgütü yöneticisi‘ olmakla suçlanıyor. Peki diğer isimler kim, ne kadar ceza isteniyor?

Ekrem İmamoğlu

‘Suç örgütü kurmak ve lideri olmak’la suçlanan İmamoğlu’na 849 yıldan 2 bin 430 yıl altı aya kadar hapis cezası isteniyor.

İmamoğlu’na yöneltilen suçlamalar şöyle: ‘Suç işleme amacıyla örgüt kurmak’, ‘kişisel verilerin kaydedilmesi’, ‘kişisel verileri ele geçirme ve yayma’, ‘suç delilerini gizleme’, ‘haberleşmenin engellenmesi’, ‘kamu malına zarar verme’, ‘rüşvet’, ‘halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’, ‘irtikap’, ‘kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık’, ‘suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama’, ‘ihaleye fesat karıştırma’, ‘çevrenin kasten kirletilmesi’, ‘Vergi Usul Kanunu, Orman Kanunu ve Maden Kanunu’na muhalefet’.

Fatih Keleş

İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş’e 556 yıl sekiz aydan 1542 yıl sekiz aya kadar hapis cezası isteniyor.

Keleş’e yöneltilen suçlamalar şöyle: ’48 kez rüşvet’, ‘rüşvet alma’, ‘rüşvet verme’, ’55 kez ihaleye fesat karıştırma’, ’39 kez kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık’, ‘sekiz kez suç gelirlerini aklama’, ‘Maden Kanunu’na muhalefet’, ‘Orman Kanunu’na muhalefet’, ‘çevre kirliliğine neden olma’, ‘Vergi Usul Kanunu’na muhalefet’, ‘irtikap’, ‘suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme’ ve ‘haberleşmenin engellenmesi’.

Murat Ongun

Medya A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun’a 287 yıl altı aydan 779 yıl altı aya kadar hapis cezası isteniyor.

Ongun’a yöneltilen suçlamalar şöyle: ‘Rüşvet’, ’53 kez ihaleye fesat karıştırma’, ’33 kez kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık’, ‘kişisel verileri başkasına verme, yayma veya ele geçirme’, ‘halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’ ve ‘suç gelirlerini aklama’.

Ertan Yıldız

İBB Meclisi İştirakler ve Bağlı Kuruluşlar Komisyonu Başkanı Ertan Yıldız’a 86 yıldan 251 yıla kadar hapis cezası isteniyor. Etkin pişmanlık faydalanan Yıldız tahliye edilmişti.

İBB davası | Şahan: Ortada bir iddia var ama delil, tanık, ifade yok

İBB davası: Duruşma başlamadan yarına ertelendi

İBB davası : İstanbul Barosu’ndan Aykut Erdoğdu’nun avukatına tepki

İstanbul Valisi Gül, İBB davasındaki savunmayı yalanladı