Mustafa Ersoy: Okan Buruk kariyerinin 'imza maçını' yazdı

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Aslında maçın hikayesi taktik bir satranç gibi başladı. Spalletti, santrforsuz kurgusuyla Galatasaray’ı orta sahada boğmayı, o meşhur ‘Yugoslav faulleriyle’ sarı-kırmızılıların geçiş hücumlarını felç etmeyi planlamıştı. Nitekim ilk yarıda bunu başardı da. Sara’nın golüne rağmen Koopmeiners ile orta sahayı domine eden bir Juventus vardı ve o anlarda insan sormadan edemiyordu: “Neredesin be Lemina?”

Ancak devre arasında soyunma odasında başka bir büyü gerçekleşti. Herkes Okan Buruk’tan radikal hamleler, oyuncu değişiklikleri beklerken; hoca aynı on birle çıktı tünele. Değişen isimler değil, ruh ve üsluptu! Okan Buruk takımının arkasında dimdik durdu ve belki de kariyerinin ‘imza maçını’ yazdı. Barış Alper için geçerli olan o ‘vitrin’ kavramı, artık Okan hoca için de Avrupa semalarında yankılanıyor. Onu bu topraklarda tutmak her geçen gün biraz daha zorlaşıyor.

Gecenin en ikonik anı ise Noa Lang’ın golünden sonraydı. Tüm takım sevince boğulmuşken Osimhen’in topu kaleden söküp alıp santraya koşması… O an, gelecek beş golün habercisi gibiydi. 

Mustafa Ersoy’un yazısı