Epstein adasında olduğu gibi bu adaların çoğunda ‘özel’ oldukları gerekçesiyle ciddi bir kontrol bulunmuyor. Dolayısıyla bu özel adalar, milyonerler ve milyarderler tarafından kendilerini devlet kontrolünün dışına atmanın bir alanı olarak görülüyor. Bunu yapamayan milyoner ve milyarderlerin bir kısmının da, devlet erkinin zayıf olduğu küçük ‘vergi cenneti’ sayılan ülkelere kendilerini attıkları biliniyor.
Kapitalist devleti servet biriktirmek için kullananlar, mesele devletin kendilerini kontrolü olunca ‘kurtarılmış bölgeler’ yaratmanın peşine düşüyorlar. Kendilerine hizmet eden devlete vergi ödemeyi, işledikleri suçlardan ötürü kolluk güçleri ve yargının karşısına çıkmayı istemiyorlar. Haksız şekilde edindikleri servetleri kuralsız şekilde harcayıp, haleflerine bırakmak en büyük hayalleri. Bu nedenle, belli bir aşamadan sonra devletin etki alanının dışına çıkmayı tercih ediyorlar.
2025 verilerine göre dünya çapında üç bin milyarder var. Dünya bu azınlık için daha fazla ‘tehlikeli’ hale geliyor. Nüfus açısından Asya 1030 milyarder ile başı çekerken Kuzey Amerika 905 ile ikinci, Avrupa 682 milyarder ile üçüncü sırada. Uzun yıllardır var olan, mevcut devletin bazı engellerini aşma yönündeki ‘özgür şehirler’ ya da ‘kurtarılmış bölgeler’ düşüncesi şimdi Donald Trump ile gerçekleşmeye daha yakın görünüyor. Zira, Trump da aynı milyonerler sınıfının bir ferdi olarak yeni bir yer arayışında. Gelişmeler, özellikle ABD’li milyarderlerin, arkadaşları Epstein gibi bir son yaşamamak için, mevcut devletin dışına çıkmak istediğini gösteriyor.