Trump’ı anlamak da anlatmak da zor. Genelde bir dediği diğerine uymuyor. İran’daki rejimi devirmek istediğini söyleyip sonra İstanbul’da müzakerelere razı oluyor. Venezuela açıklarına yığınak yapıp başkanını ve karısını kaçırıyor, geride kalanlardan petrol tavizi almakla yetiniyor. Geleneksel müttefiklerinden ziyade geleneksel hasımlarına saygı duyuyor. Bir gün yüzde yüz gümrük vergisi deyip bir başka gün Hindistan’a olduğu gibi çok daha azına razı oluyor. Hiçbir ahlak, etik kuralına bağlı gibi de durmuyor.
Trump’ın deşifre edilmesi, mümkün olduğunca birleşenlerine ayrılması, deli denip geçilmemesi, zamanını doldurup gitmesinin beklenmemesi şart. Bu da bir köşe yazısının ya da bir köşe yazarının veya tek bir akademisyenin altından kalkabileceği cinsten bir sorumluluk değil. Grup çalışmasını, konusunun uzmanı psikologları, pedagogları, sosyologları, siyaset bilimcileri, maliyecileri, hukukçuları, tarihçileri tek bir proje çerçevesinde buluşturup mümkün olduğunca objektif bir Trump’ı anlama kılavuzu ortaya çıkartılmasını gerektiriyor.
Trump yönetiminin içeride ve dışarıda izledikleri politikaların tesadüfi veya çılgınca olmadığı, bilinçli tercihlere dayandığı, toplumsal-tarihsel bir damar, sosyolojik bir zemin üstüne oturması nedeniyle geçici diye görülemeyeceği daha iyi anlaşırdı. Trump ve Trump Amerika’sı Türkiye’nin stratejik çıkarlarına genelde uyumlu bir tutum takınsa da onlara nereye ve ne kadar güvenilebileceği, başka bölgelere ve ülkelere bakışlarının ne tür fırsatlar doğurabileceği daha derinlikli bir şekilde öngörülebilirdi…