“Yapıyorum, çünkü yapabiliyorum”, tüm bu olan bitenlerin mottosudur; paranın maddi olmayan şeyleri de, hazzı, sapkınlığı, kötülüğü de satın alınabilir, sahip olunabilir hale getirmesi, insani olan her şeyi çiğnenip yıkılabilir duruma düşürmesidir söz konusu olan. Aşılan her yasak, gerçek kılınan her fantezi, sapkınlık ve kötülükte geride bırakılan her limit ise beraberinde yeni arayışları, aşılmak istenen yeni limitleri getirir; paradoksal bir şekilde, keyif arttıkça tatminsizlik de artar ve arayış daha da büyür.
‘Epstein’ın adası’ budur, sermaye ilişkilerinin fantezi evrenini de belirlemesi, parayı maddi olmayan şeylere de ulaşılabilir hale getirmesi, sermayenin dolaşım hızına aynı hızda eşlik eden haz ve keyfin her türlü normu ortadan kaldırması ve böylece artı keyfin aşkın bir niteliğe kavuşarak her muktedirin ulaşamadığı bir iktidar alanı yaratmasıdır.
Ancak unutulmaması gereken şey, Epstein’in adasının içinde yer aldığı deniz, yani kapitalizmdir. O ada boşlukta ortaya çıkmamıştır, tarih ya da sınıflar üstü bir mekân değildir. İçinde yaşadığımız dünyanın maddi gerçekliği, maddi ilişkileri tarafından belirlenmiş, kendisini o ilişkilerin içerisinde var etmiştir ve o maddi gerçekliğin adı da kapitalist üretim tarzı ve kapitalist üretim ilişkileridir.