Reform, en yalın hâliyle, bir sistemi yıkmadan daha adil, daha işlevsel ve daha öngörülebilir kılmak için yapılan yapısal iyileştirmeler demektir. Bugün reform kelimesi, bir iyileşme vaadinden çok, mevcut sorunların üzerini örten tanıdık bir söylemi çağrıştırıyor. Kelime yerli yerinde duruyor gibi görünüyor ama anlamı çoktan değişmiş.
İktidarın ‘yargı reformu’ başlığı altında sunduğu düzenlemeler, bu değişimin belki de en görünür örneği.
AKP’nin bugünkü siyasi dilinde reform, sistemi daha adil kılmak için yapılan değişiklikleri değil, sistemi daha sıkı kontrol etmek için yapılan ayarlamaları anlatıyor. Reform, bir dönüşüm vaadi olmaktan çıkıp bir meşrulaştırma aracına dönüşmüş durumda.
Bu yüzden ‘2026 reform yılı olacak‘ cümlesi, tek başına bir umut üretmiyor. Çünkü mesele reformun ilan edilmesi değil, içinin neyle doldurulduğu. Kuvvetler ayrılığı güçlenmiyor ve hak alanı genişlemiyorsa; o kelime ne kadar tekrar edilirse edilsin anlamına geri dönemiyor.
Özellikle vurgulamak isterim ki, Türkiye’nin sorunu, reform ihtiyacının olmaması değil; tam tersine, gerçek reformlara duyulan ihtiyacın her geçen gün artması. Sorun olan, reform kelimesinin içinin boşaltılması.