Prometheus, tarih boyunca direnişin, özgürlüğün ve uygarlık değerlerinin sembolü olmuş; Yunan mitolojisinin en sıra dışı figürlerinden biridir. İnsanlıkla kurduğu bağ, doğrudan yaratılış mitlerine uzanır.
Prometheus’un verdiği ateş, insanı karanlıktan çıkaran bir ışıktı. Ancak zamanla bu ışık, yakıcı bir alev hâline geldi. Aynı ateşle evler ısıtıldı, şehirler kuruldu; ama yine aynı ateşle silahlar üretildi, savaşlar çıkarıldı, kentler yakıldı. İnsan, kendisine emanet edilen gücü korumayı değil, ona hükmetmeyi seçti.
Belki de Prometheus’un asıl hatası ateşi vermek değil; onu kime verdiğini yeterince hesaplamamış olmaktı. Ateş, bir avuç insanın elinde iktidara, geri kalanlar içinse yıkıma dönüştü.
Bugün zincire vurulmuş olan Prometheus değil; ateşi üreten ama ona erişemeyen kitlelerdir. Ateş, sarayların, şirketlerin, orduların ve sınırların tekelindedir. Gücü elinde tutanlar, tıpkı Zeus gibi, içlerindeki iyiliği, özgürlüğü ve barışı savunanları cezalandırır. İtaat etmeyen akıl, sorgulayan vicdan ve paylaşmayı seçen el her çağda tehdit sayılmıştır.
Tarihe ve bugüne bakın: Zincire vurulan kaç Prometheus, tahtını korumak için öfkesine sarılan kaç Zeus var dünyada?
Ve asıl soru şudur: Bugün biz, kimin tarafındayız?