Tutkulu 'Elmaslar'
T

Ayhan Tinin
Ayhan Tinin
Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu. ‘Pupa Yelken Koçluk’ ve ‘Söz Gelir Yazı Olur’ kitaplarının yazarı. Yönetim danışmanı, senarist, oyuncu koçu, dramaturg.

Bazı sanatçıların yeni yapıtlarını özlersiniz.

Heyecanla beklersiniz.

Hayatınızın köşelerine nasıl dokunacak; kendinizle ya da yaşamla ilişkilerinizi nasıl temize çekecek, merak edersiniz.

Ferzan Özpetek benim için böyle bir sanatçıdır.

‘Elmaslar’ filmine de böyle bir beklentiyle gittim.

Ama bir hafta sonu, böyle güzel bir yapıtı sinemada beş kişiyle izlemek hüzünlüydü.

Film 1970’lerin Roma’sında bir terzihanenin odalarında ve bahçesinde geçiyor. Işık, dikiş, aşk, şarkılar ve sessizlikler arasında yükselen, kadın emeğinin ve dayanışmasının hikayesi…

Ferzan Özpetek çoğu zaman olduğu gibi güçlü bir kozmos ortaya koyup sonra onu seyirciyi içine alan bir mikro-kozmosla yeniden yapılandırarak katmanlar arasında özgür bir salınım sunuyor.

Kadınlara dair bu çok sesli film, belki de Ferzan Özpetek’in son birkaç filmi içinde en iyisi… Hatta kendi hikayesinin yeniden yükselmesi…

‘Diamanti’ Özpetek’in gençlik ve asistanlık dönemlerine bir saygı duruşunda bulunurken 15’inci uzun metrajlı filmine gelene kadar birlikte çalıştığı bütün kadın oyunculara da teşekkür eden bir öykü içeriyor.

Yönetmenin kendi sözleriyle: “On yıldır sadece kadınlarla film yapmak istiyordum… Bir terzi atölyesinde ışık, renk, detay hastalığı olan ustalar arasında büyüdüm.” Bu bakış açısı terzihaneyi yalnızca bir mekân değil, filmin öyküsünün merkezi haline getiriyor.

İki kız kardeşin sinema ve tiyatro kostüm atölyesi olarak çalışan terzihanesi, hayatlarının gölgeleri arasından var olmaya çalışan Alberta  ve Gabriella’nın dünyası içinde, atölyedeki diğer kadın işçilerle birlikte, kadın dayanışmasının, emeğinin ve bu patriyark dünya içinde sığınak olabilmenin sembolü haline geliyor.

Burada kadınlar öyle bir tutkuyla bağlanıyor ki birbirine; daha filmin açılış sahnelerinden birinde Alberta’nın söylediği “Ben ne demek! Ben diye bir şey yok, burada yalnız biz varız” cümlesiyle yönetmen, tavrını hiç eğip bükmeden çok net ortaya koyuyor.

Film içinde film katmanıyla Ferzan Özpetek, seyirciyi filmle tam da iyice özdeşleştiği zamanlarda sarsarak kendi hayatına ve filme bir de başka açıdan bakması için adeta uyarıyor.

Film alt metinde bir tutku öyküsü… İrili ufaklı bütün karakterler hayatlarını tutku ve aşkla yaşıyor. Atölye sahibi kızların oldukça yaşlı teyzelerinden, bir sokak gösterisinden kaçarak atölyeye sığınan genç kadına kadar herkes; hayatın sokaklarında yaşanan -aşk, arkadaşlık, annelik, teyzelik, evlilik- her ne varsa, bütün bu durumların arasından tutkuyla geçiyor. 

Filmde yer alan bütün kostümler hem oyuncuların giydiği hem de atölyede dikilenler; kadınların kolektif kimliğinin ve bireysel yolculuklarının göstergebilimsel sembolleri…

Filmin açılış sahnesinde yönetmen ve bütün oyuncuların etrafında toplandığı o güzelim ‘Ferzan masası’ bu sembolleri gözden kaçırmamak için seyirciyi ikaz ediyor.

Öykünün içindeki zamansal atlayışlar, ileri geri gidişler bir atlas kumaş üzerindeki dikiş makinasının çizdiği desenler gibi giderek şekillenerek filmin atmosferini dokuyor.

‘Elmaslar’ yalnızca bir film ismi değil, kıymetli bir metafor. Kadınların çok katmanlı ve acılara dayanıklı yapılarını anımsattığı gibi sürekli kesilip biçilmelerini ve hayatın acılarına karşı dayanıklılıklarının da bir göstergesi.

İş, yaşam, aile ve kadın emeği arasındaki olağanüstü denge; tek boyutlu ve gelişmeyen basit yapıya sahip erkek egemen toplumun cılızlığı ile kendisini sürekli yeniden teyelleyen, prova eden ve tekrar farklı biçimde var eden kadınları; kumaş, dikiş makinası ve terzihane üçgeninde içimize kazıyor.

Filmde her kadın karakterin bir rengi var. Hayatın içinde karşılaştıkları durumlar değiştikçe renkleri de değişiyor. Bu sizin sürpriziniz olsun sayın okuyucu. Bakın bakalım; kim, hangi renk, ne zaman?

Filmin içinde açılan alt hikayeler de atölyeyi mekân olarak seçerken, biraz hızlı biçimde geçilse de hikâyenin odağını yitirmemesi açısından bence başarılıydı.

Meraklısı olan seyirci bulacaktır ama özellikle yakın plan çekimlerde bir makasın, iğnenin, model sabununun kumaşın üzerinde nasıl hareket ettiğini ve elin hangi karaktere ait olduğunu izleyin. Çok fazla şeyi sessizce anlatıyor.

Filmin sürekli kör alanında kalan erkekler ise kendilerine bir de kadın gözüyle baksalar…

Sinemadan çıkarken yalnızca kalbinizin yumuşak köşelerine yapılan dokunuşları değil, kendi hayatınızı nasıl dikip biçtiğinizi de düşünün.