Şimdi bunların hemen hemen tam tersini konuşuyoruz. Kalkınmayı, büyümeyi belirleyen kültürmüş. Üst yapı meğer alt yapıyı tayin ediyormuş. Bir elli yıl kadar önce böyle şeyler söylemek bazı çevrelerce küfür kabul edilebilirdi. Kültür ve ekonomi kelimelerinin yan yana gelmesi bile bir tuhaftı. Sonra her şey ters döndü. Dünyanın en büyük firmaları, Microsoft, Facebook (Meta), Amazon… Kaç ton kömür veya çelik çıkarıyor veya kullanıyor? Bir başka soru: Bunlar zengin babaların veya Rothschild, Rockefeller falan gibi büyük zenginlerin kurduğu şirketler mi? Hayır. Bunlar merdiven altında, garajlarda ama yepyeni fikirlerle yaratılmış yepyeni girişimlerdi.
Yıllar önce Financial Times’ta bir soru vardı: Bu en büyüklerde üretim araçları nedir, üretim araçlarının sahipleri kimler? Cevap şöyleydi: Her sabah üretim araçlarını insanlar iki omuzlarının arasında işe getiriyor ve mesai bitiminde yine iki omuzlarının arasında evlerine götürüyor. Bu ifade bile eski kaldı. Şimdi bazı günler evden çıkmıyorlar.
Starlink gibi Tesla gibi yeniliklerle büyüyen Musk’ın teşebbüslerinin bile ham maddesi çelikten ziyade beyindeki gri maddedir.
Farkında mısınız? Bir zamanlar baş problemimiz endüstrileşmekti. Şimdi bu kavramı pek duymuyoruz. Endüstri, bugün zenginlerin fakir ülkelere ihraç edip kurtulmaya çalıştığı bir meta.