
ARZU UZUNALİ
Arzuuzunali@gmail.com
Türkiye’de birkaç gün önce kadınların başlattığı cinsel taciz ifşaları hız kesmeden devam ediyor. Listeye her gün yeni bir tacizci ismi eklenirken, tacizcilerin, fail aklayıcıların ve büyük bir kesim erkeği korumaya çalıştığı tek bir şey var: İtibar.
Dolayısıyla kadınlar şimdi bunu soruyor: Kadınların itibarı yok mu?

Türkiye’de kadınlar birkaç gündür sosyal medyada tacizleri ifşa ediyor. Önce belli sektörler üzerinden ayyuka çıkan tacizci listesi gün geçtikçe büyüyor. Hatta dün dolaşıma giren videodaki başörtülü bir kadın “İfşaların muhafazakar kesime, ‘Üsküdar abilerine’ ne zaman sıçrayacağını merak ediyorum” diyordu. Sonuçta her ifşada, tacizin belli bir kesime özel olmadığı, bu konuda en büyük sektörün ‘erkeklik’ olduğu gerçeği bir kez daha parıldıyor.
Bu süreçte kadınlar olarak okuduğumuz, dinlediğimiz, duyduğumuz taciz ve tecavüz olayının haddi hesabı yok.
Gencecik bir kız çocuğunun üzerinden henüz birkaç ay geçmiş tecavüz ifşasını sindirmeye çalışırken, başından geçen tacizin ruhunda bıraktığı acıyı üzerinden yıllar geçse de aynı yerde hisseden bir başka kadının ifşasıyla yaralanıyoruz.
Tüm bunlar olurken, unutmaya çalıştığımız, canımız daha da acımasın, midemiz bulanmasın diye zihnimizin en derinlerine sakladığımız kendi taciz deneyimlerimizin su yüzüne çıkmasıyla yaşadığımız ruhsal ve fiziksel çöküşten sağ çıkmaya, dayanmaya, dayanışmaya çalışıyoruz.

Bu sırada söz konusu tacizciler, fail aklayıcılar ve erkekler ne yapıyor?
Tacizciler hiç şaşırtmayan bir şekilde ‘itibar suikasti, masumiyet karinesi, avukatım ve gerekli işlemler, linç kültürü’ gibi şimdiye kadar kendilerini pek çok kez kurtarmış klasik söylemlere ve yöntemlere sarılıyor. Aile babalığından giriliyor, sadık eşten çıkılıyor. İyi dosttan dönülüyor, karıncayı incitmemeye sapılıyor.
Sonuçta bunca tacizci erkek herkesin aklıyla oynayıp, şuna inanılmasını istiyor: “Bir gün birbirini hiç tanımayan kadınlar bir araya gelip sözleşti ve bazı seçilmiş erkeklere aynı anda iftira atıyor.“
Fail aklayıcılara gelince, onlar da üzüntüden yemeden içmeden kesilmiş durumda. Aklayıcılar faillerden daha dramatik beyanlarla oy topluyor.
Bazı çocukların kötü ve katil doğmuş olabileceğine kanaat getirdikleri için yasa değiştirmek isteyenler; iş, arkadaşlarına, eşlerine dostlarına gelince birden ‘masumiyet karinesi’ çığlıkları atıyor. Kimisi “Kadının beyanı esastır“ın karşısına eli, sesi hiç titremeden ‘cadı avı’nı koyuyor.
Şov bitmiyor, cezası onaylanmış faile “Sen şimdi aç bırakırsın kendini, gel, yemek var” gibi ‘anaç’ ve ‘gerçek kadın’ söylemleriyle ‘şirret, yollu, iftiracı’ kadınlara alt metni sağlam (!) mesajlar veriliyor.
Gelelim erkeklere… Bu sırada erkekler ne yapıyor?
Benim sosyal medya listemde hayatında artık bu konuyla alakalı aksiyon alacağını, bundan böyle herhangi bir tacizciyle hiç bir ilişkiye girmeyeceğini yazan erkek sayısı ‘iki’. Sayıyla da yazayım ‘2’.
Büyük bir kesim erkek konunun öznesi olan ‘tacizci / fail erkekler’ konusunda asla konuşmuyor. Yokmuş gibi, yaşanmamış gibi, kendi kız arkadaşlarının, kız kardeşlerinin, eşlerinin, annelerinin, ananelerinin başına gelmemiş gibi davranmaya, erkek olmalarına rağmen ‘erkek düzen’ üzerinde hiç bir etkileri olamayacakmış gibi yaşamaya devam ediyor.
Can havliyle konuşan üç beş erkek genelde yine kadınları kalıba dökmeye, ihtiyaç varmış gibi yeni kadının tanımını yapmaya çalışıyor. Kadınların ne kadar cesur, üstün varlıklar olduğundan, bu yeni nesil kadınların gümbür gümbür geldiğinden falan bahsediyor.
Yani ya “Kadınlar gümbür gümbür geliyor benim kılımı kıpırdatmama gerek yok” diyor ya da kadınlar kırk yılda bir konuşacak alan yaratmışken sazı eline alıp, üstün analizler savuruyor.
Üstelik buraya kadar bahsi geçenler en zararsızları.
Diğer büyük kesim ise; belki sıra bana da gelir endişesinden, belki bir gün bir kadına attığı lafın, bakışın, dokunuşun utancının altında ezilmeyi erkekliğine yediremediğinden, belki kadınlara olan içselleştirilmiş nefretinden, belki ne güzel istediğini istediği gibi istediği zaman taciz etme özgürlüğünden vazgeçmek istemediğinden, belki ‘bro’su tecavüzcü, tacizci de olsa yanında durmayı erkeklik, dostluk bildiğinden, belki kurulu düzenin konfor alanlarını kaybetmek istemediğinden; tacizciyi ifşa etme cesareti göstermiş kadınları ‘iftiracı’ ‘yollu’ ‘yalancı’ ‘ahlaksız’ olarak etiketleyip, bu kadınlara adeta savaş açıyor.
Ve bu erkeklerin bu savaşta düşürmeyi aklından bile geçiremediği tek kaleleri: ‘İtibar’
Bu ifşa hareketinden anladığımız kadarıyla erkekler, sadece erkek olmaları nedeniyle otomatik olarak itibar sahibi oluyor.
Çünkü, üç beş takipçisi var diye kendini peygamber sanandan, dünyada kimseye bir hayrı dokunmayanına kadar bütün tacizciler, taciz ettiği kadınları istisnasız ‘itibar suikastçisi’ olarak yaftalıyor. Fail aklayıcılar, eşlerinin, dostlarının en çok ‘itibar’ına ağıt yakıyor.
Hatta kadınların anlattıklarına inanların bile ‘erkeğin itibar kaybı’ ihtimaline karşı içleri eziliyor, canları sıkılıyor.
İçini sadece bir erkeğin doldurabildiği itibar, sadece erkeğe ait ve onunla anılabilir yüce bir değer gibi konumlandırılıyor.
Neyse ki -o hiç hoşlanmadığınız- feminizm, bize soruları doğru yerden yeniden sormayı, erkeklere doğuştan bahşedilenlerin neden kadınlara bahşedilmediğini sorgulamayı öğretti. Ve kadınlar olarak şimdi bunu sorguluyoruz.

Ve kadınlar olarak şimdi şunu soruyoruz:
Peki ya yaşadığı onca şeye rağmen hayata tutunmayı başarmış, o mide bulandırıcı anları zihninin bir karanlık odasına kilitleyip, bu topluma güvenmenin yollarını aramış; her şeye rağmen, eş, kardeş, anne, sevgili olabilmeyi deneyen kadınların itibarı ne olacak?
Biz itibar sahibi olamıyor muyuz?
Bizim beden sınırlarımız rızamız dışında aşıldığında hissettiklerimizin bir karşılığı yok mu?
Yoksa erkeklere mavi renk ve sınırsız itibar, kadınlara pembe renk ve şartlı namus mu düşüyor?

Ortada ne itibar var ne de suikast… Sadece gerçekler var.
Yanındayım kardeşim!
Başıma gelen, hatırladığım ilk cinsel taciz vakasını 7 yaşında yaşadım. O gün ilk kez kendi kararımla, bilinçli bir seçimle etek giymek istemiştim. Benden yaşça büyük bir çocuğun beni yalnız gördüğü bir anda üzerime çullanıp, çocuk aklıma bile fazla gelen sözlü ve fiziksel tacizi sonrasında koşarak eve kaçtım. Ne olduğunu soran anneme hiçbir şey demedim. Sorunun benim o gün etek giymeyi seçmem olduğunu düşündüm. Eteği çıkarıp attım ve bir daha içim rahat bir şekilde hiç etek giymedim. Bu yaşımda bile (45) etek giyindiğimde kendimi rahatsız ve güvensiz hissederim.
Kadınlığımın başıma neler getirebileceğini açık bir şekilde anladığım bu andan sonra sayısız erkek tarafından sayısız kez tacize uğradım.
Son olarak, lisede aşık olduğumu sandığım öğretmenimin beni öpmesinin, -feminizmin bana öğrettikleriyle- rıza inşaası sonucunda yaşadığım bir istismar olduğunu, göğsüm sıkışarak, midem bulanarak, göz yaşlarıyla kabullendim.
Bu tacizci erkeklerin hiçbirinin zedelenecek bir itibarı yok.
İtibar; sessizliğinizden, görmek, duymak istemeyişinizden, ‘erkek’ düzenden rahatsızlık duymayışınızdan, kadınları tacizcilerle baş başa bırakmadaki kararlılığınızdan, “Sen yanlış anlamış olabilir misin?” “E sen de evine gitmişsin” “Sen de ondan hoşlanıyormuşsun“larınızdan güç alan bu erkeklerin tüm toplumu tek seferde tek noktaya odakladığı ‘şartlandırma’ sözcüğü.
Oysa masumiyeti yara almış 7 yaşındaki Arzu, canlı kanlı gerçek biri. İstismarcı öğretmenin yaptıklarına ‘yaşadığım tacizdi’ diyebilmek için neredeyse 30 yıl içi kavrulmuş Arzu da.
Ben gerçeğim. Biz gerçeğiz.
Ve eğer bir suikastçi olmayı seçseydim, emin olun suikaste uğrayacak en son şeyiniz itibarınız olurdu.