MESUDE DEMİR
Dünya Sağlık Örgütü’nün Avrupa Obezite Raporu’na göre Türkiye obezitenin en yüksek oranda görüldüğü ülke. Dahası bir araştırmaya göre hekimlerin obeziteli bireylerle ilgili hem ön yargıları var hem de hastalığın, obezitenin yönetimi konusunda daha fazla eğitime ihtiyaç duyuyorlar.

Endokrinoloji Araştırma ve Uygulama Dergisi’nde yayınlanan ‘Birinci Basamak Sağlık Hizmetlerinde Obezite Yönetiminin Önündeki Engeller‘ başlıklı araştırmayı Dr. Dilek Yazıcı, Dr. Beliz Ertınmaz, Dr. Nihan Erden, Dr. Mehmet Gökhan Gönenli, Dr. Mehmet Sargın, Dr. Feray Akbaş ve Dr. Volkan Yumuk yürüttü.
Araştırmanın amacı, Türkiye’de obezite yönetiminin önündeki engelleri belirlemekti. Bunun için Avrupa Pratisyen Hekimler Birliği’nin obezite algısı ve tedavisine yönelik 33 sorudan oluşan anketi, Türkiye genelinde rastgele seçilen 254 aile hekimine uygulandı.
Hekimlerin yüzde 75’i obeziteli hastalarıyla kilosunu konuşmuyor
Araştırmanın verilerine göre hekimlerin ezici çoğunluğu (yüzde 94,9), obeziteyi kronik bir hastalık olarak tanımlıyor. Yüzde 55,5’i hastaların kilosunu kaydediyor ve düzenli takip yapıyor. Yüzde 23,3’ü obezite konusunda daha fazla eğitime ihtiyaç duyduğunu, yüzde 62,6’sı ise obezite yönetimi konusunda yeterince bilgili ve özgüvenli olmadığını belirtiyor.
Hekimlerin yüzde 75,3’ü obez bireylerle kiloları hakkında konuşmuyor. Hekimlerin en sık gösterdiği gerekçeler; hastaların bu konuyu konuşmak istemeyeceği inancı, yeterli zamanın olmaması, mevcut tedavi seçenekleri hakkında bilgi eksikliği ve yeterli eğitimin olmaması.
Sağlık hizmetlerindeki önyargılar da tedaviye engel
Yine hekimlerim yüzde 26’sı kilo kontrolünün sadece bireyin sorumluluğunda olduğunu söylüyor. Yüzde 45,3’ü obez bireylerin kilo vermek için iradesi olmadığını düşünüyor.
Yüzde 35’i ise meslektaşlarının obez bireylere karşı önyargılı olduğunu söylüyor. Katılımcıların yüzde 63,8’i sağlık hizmetlerinde önyargı, yanlış anlaşılma ve ayrımcılığın obezite tanı ve tedavisini engellediğini belirtiyor.

Türkiye Obezite Araştırma Derneği (TOAD) Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Dilek Yazıcı, araştırmaya göre aile hekimlerinin çoğunun obeziteyi kronik bir hastalık olarak tanısa da yönetimi konusunda daha fazla eğitime ihtiyaç duyduğunu söyledi: “Ayrıca hekimler, meslektaşları arasındaki kilo önyargısının obezite tanı ve tedavisinde önemli bir engel olduğunu düşünüyor.”
Türkiye’de obeziteli birey sayısı 20 milyona yaklaştı
Türkiye’de obeziteyle yaşayanların sayısı 18,7 milyonu aştı. Buna göre yetişkin nüfusun yaklaşık yüzde 36’sı obeziteli birey. Dünya Obezite Atlası, Türkiye’de yüksek beden kütle indeksine (BKİ) sahip yetişkin sayısının 2030’a kadar 47,4 milyona ulaşacağını öngörüyor. Obezite; tip 2 diyabet, kalp hastalığı, felç ve bazı kanserlere yol açıyor. Dolayısıyla obezite yalnızca bireysel bir sorun değil. Ülke için toplumsal ve ekonomik açısından da ciddi bir halk sağlığı sorunu ve yükü.
Türkiye’de obeziteli bireylerde hipertansiyon, dislipidemi (kandaki yağların yüksekliği), uyku apnesi, tip 2 diyabet ve karaciğer yağlanması yaygın.
Damgalanma sağlık hizmetlerine erişimi olumsuz etkiliyor
Diğer yandan obeziteli bireyler sosyal çevrelerinde dışlanma, iş yaşamında ayrımcılık ve günlük hayatta damgalanmayla karşılaşıyor. Bu da eğitim, iş ve sağlık hizmetlerine erişimi olumsuz etkiliyor.
Birey, toplum ve sağlık çalışanlarının obezitenin bir hastalık olduğunu kabul etmesi gerektiğini söyleyen Yazıcı, “Dünya Sağlık Örgütü obeziteyi bir salgın olarak tanımlıyor. Obezite vücutta yağ birikiminin fazlalığıyla birlikte karakterize olsa da çok faktörlü, kronik, tekrarlayıcı ve ilerleyici bir hastalık. Yaşam kalitesini düşürüyor ve erken ölüme neden olabiliyor” dedi.
Kadınlarda daha büyük sorun
Türkiye’ye bakacak olursak, obezite sıklığı erkeklerde yüzde 24, kadınlarda yüzde 39. Obezite sıklığındaki artış önümüzdeki yıllarda hız kesmeyecek. Tahminlere göre 2045’de kadınlardaki sıklık yüzde 43’e, erkeklerde yüzde 26’ya çıkacak. Yazıcı, “Çok ciddi bir problemle karşı karşıyayız. 200’den fazla hastalık obeziteyle ilişkili. Hem hasta hem de toplum için ciddi bir yük” dedi.
Obezite yönetiminin mümkün olduğunu ve bunun bir takım işi olduğunu vurgulayan Yazıcı, en büyük rolün hekimlere düştüğünü söyledi. Beslenme uzmanı, egzersiz uzmanı, gerekirse psikiyatrist veya psikolog da aynı takımda yer alıyor. Obeziteli bireyin kilosunun yüzde 10’unu bile kaybetmesi halinde sağlığıyla ilgili tabloda iyileşme başlıyor.
“Bakanlığın çalışması kıymetli”
Sağlık Bakanlığı’nın obeziteye karşı farkındalık oluşturmak ve önlem alınmasını teşvik etmek için başlattığı ‘İdeal Kilonu Öğren, Sağlıklı Yaşa’ projesini de değerlendiren Yazıcı, “Kişinin en azından kilosunu, boyunu, ölçüp obeziteli olup olmadığını söylemesi bile kıymetli. Ama sonrasında bilgilendirme, yönlendirme de yapılabilir” dedi.