Hakan Aksay: Özür dilemesini bilmeyen, onu zayıflık belirtisi olarak gören bir toplumdur bizimkisi

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

warning
Okura not:

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Birçok ülkede her gün defalarca telaffuz edilen, çoğunlukla gülümseyerek söylenen ve dinlenen, nezaketin en basit işareti kabul edilen özür, Türkiye’de küfürden daha seyrek dile gelir. Özür dilemesini bilmeyen, onu bir zayıflık belirtisi olarak gören bir toplumdur bizimkisi. Özürden korkulur, ondan sakınılır bu topraklarda. Hatta özür dileyene hakaret edilip bir de üzerine hoyratça keyiflenilen tek memlekettir belki de burası. Bir de doğru dürüst özür dilememek için türlü numaralar yapılır. Çoğunlukla siyasetçilerin söylediği bir tanesini hatırlatayım: “Sözlerim maksadını aştı.” Nasıl yani? Hatalı mısın değil misin? Maksadın neydi, nasıl aştın?

Biz özür dilemeyiz. ‘Gurur meselesi‘ yaparız. Zayıf görünmek ve birilerinin eline ‘koz vermek‘ istemeyiz. Dilesek de genellikle gizlice ve beceriksizce yaparız bu işi. Ya karşımızdakini susturmak için bir şeyler mırıldanır konuyu derhal kapatırız. Ya da özür diledikten hemen sonra, ‘ama, fakat, lakin‘ hangi şartlardan dolayı ‘mecburen‘ öyle yaptığımızı ve “aslında” haklı olduğumuzu kanıtlamaya girişiriz. Birisi bizden özür dilerse de onu “Gerçekten de ne büyük hata yaptın, bunu nasıl söyleyebildin” gibi saldırı cümleleriyle iyice sopalar, af dilediğine bin pişman ederiz.

Oysa özür dilemek yalnızca cesaret değil, aynı zamanda güçlü karakter ve sağlam ahlak gerektirir. İçten bir özür dileme girişimi, bir bakıma egonun subabıdır. Özür dilenen kişilerin değerinin bizim egomuzdan daha önemli olduğunu kabul etmemizdir. Sigmund Freud’un şu yaklaşımı ilginç değil mi: “Eğer samimiyetle davranılmışsa, özür dileme anı insanın en değerli hallerinden birisidir, tıpkı utanmak gibi.” Özür. İki hece. Dört harf. Saniyede ses verirsiniz ona. Cüce bir kelime. Ama ağırlığı tonlarcaymış meğer…

Hakan Aksay’ın yazısı