Nazım'ın Kedisi
N

Ayhan Tinin
Ayhan Tinin
Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu. ‘Pupa Yelken Koçluk’ ve ‘Söz Gelir Yazı Olur’ kitaplarının yazarı. Yönetim danışmanı, senarist, oyuncu koçu, dramaturg.

H. AYHAN TİNİN

Sanat da var / Tiyatro

insanatinart@gmail.com

Herkes anlattı Nazım’ı…

Bir kedisi anlatmamıştı!

Bursa hapishanesinden koğuş arkadaşı…

O günlerin vazifesiz tahrir memuru…

Adı mı? Kedinin adı mı neydi?

Yok, onu da edebiyat tarihçisi bulsun demeyeceğim.

Kedinin adını oyunu izleyince öğreneceksiniz, hiç unutmazsınız.

‘Nazım’ın Kedisi’ bugün sahnede!

Yine, yeni bir tiyatro…

40 yıldan bu yana yazan, oynayan, çizen, yazdığını beğenmeyince önce kendi bozan, birkaç aydınlık zihin, düşünen akıl, sahnenin tozunu mikroskopla incelemiş birkaç sanat insanı ‘Korunan Sahne’yi kurdu…

Yola çıktılar.

Yürüyecekler, çoğalacaklar.

Nazım’ın hikayesi üzerinden, kedinin baktığı yerden bir insanlık hikayesi anlatılan.

İnsanın hikayesi…

Dünyayı kalbinde taşıyan, savaşlarla üzülen, bir sıcak çorbayla sevinen, özgürlüğe ve aydınlığa tutkun, kimi zaman kahramanca mücadele veren, bazen ölüm kaygısıyla korkan, başkalarının acılarından ve sevinçlerinden kendi yaşamını besleyen, yüreği taşınca kaleme sarılan, yük yüreğini aşınca sevdaya taşınan, herkesin gözünü kapattığı yerde, karanlıkta bile görmeyi beceren bir kedinin hikayesi yer alıyor sahnede…

Oyunun bütün provalarını, hazırlık aşamalarını baştan sona izledim.

Oyunun yazar/yönetmeni ve aynı zamanda oyuncusu Okday Korunan yılların getirdiği Devlet Tiyatrosu deneyimini, izleyiciyle gönülden paylaşıyor.

Tek perdelik oyun su gibi akarken sahnede hem oyuncu hem şair hem de müzisyen bir sanatçının, daha çok uzun yıllar söyleyecek sözü olduğunu gösteren bir performans izliyoruz.

Oyunun metni pandemi günlerinde fikir olarak olgunlaşmış, pandeminin hemen sonrasında da insanlığın umutlarını iyice yitirdiği, herkesin bundan sonra ne olacak kaygısıyla birbirine sorup omzunun iyice çöktüğü günlerde cümleler aracılığıyla yazıya dökülmeye başlamış…

Böyle anlatıyor Korunan Sahne’nin insanları… Oyunun yazılış zamanlarına olduğu gibi yazılma fikrinin arkasında yatan büyük insanlık düşüncesi ve umudu yeniden hayata katma inancına onlar da aşina…

Sonra sıra şu soruya gelmiş; eldeki bu yazılmış metin ne olacak?

Aşığa Bağdat, Nazım’ın kedisine Bursa hapishanesi sorulmaz!

Işık mı? Önder Arık.

Kostüm-dekor mu? Nalan Alaylı.

Sahne mi? Dünya sahne, her yer tiyatro!

Umut mu? Nazım var ya önümüzde ışıl ışıl, mısra mısra yanan.

Korunan Sahne yalnızca spotların altında olmak amacıyla var olmadı. Aynı zamanda kendi oyuncusunu yetiştirmek, hatta kendi tiyatro insanını yetiştirmek; insanların umutlarını tüketmeden sanatçı olma yolunda ilk adımlarını sağlam biçimde atmalarını sağlamak, ışıklarda uyusun Müşfik (Kenter) hocanın söylediği gibi önce iyi insanlar sonra iyi oyuncular yetiştirmek, namusuyla sanat yapmak için çıkıyor yola…

‘Nazım’ın Kedisi’ni sahnede izleyin.

Bir ümidin ışığını yakmak, insanın iyiliğinin ardından koşmak, adaletli ve adil, duyarlı ve diğerkam, hoşgörülü ve sevgiyle bakan bir ilişkiler ve paylaşım dünyasını görünür kılmak için, daha güzel ve yaşanabilir, kimsenin diğerlerinin sofrasındaki yemeğe zehir katarak, kendi hayatını yüceltmeye çalışmadığı bir dünyanın paydaşı olabilmek için…

Bu yıl tiyatro yılı demiştik sezona başlarken; sahne büyümeye devam ediyor halâ!