Ankara’nın yıllardır temcit pilavı gibi tekrarladığı ‘klişe tezi’, bu konuyu ‘tarihçilere bırakmak’. Ardından, tüm dünyaya dönüp, ‘Arşivlerimizi açıyoruz. Gelin bakın’ diyerek, 1915’in ‘soykırım’ olmadığına dair görünürde pek çarpıcı bir ‘özgüven’ ortaya konuyor.
Hangi ‘arşiv’? İttihat Terakki Merkezi Umumi’sinin yani genel merkezinin, Teşkilatı Mahsusa’nın (Birinci Dünya Savaşı’nın ‘derin devleti’) ve dönemin İçişleri Bakanlığı’nın ‘Tehcir’den sorumlu ilgili dairesinin arşivlerinin tümüyle yakılmış olduğu biliniyor.
‘Tehcir’in yani Ermenilerin ‘yerlerinin değiştirilmesi’nin, Suriye’nin yaşanması dayanılmaz çöllerine doğru kafileler halinde çoluk çocuk yollara çıkartılmasının, ‘savaş şartları’nda gerçekleştiği, bir ‘askeri önlem’ olduğu tekrarlanıp duruluyor.
Gelgelelim, ‘Tehcir’, tüm Anadolu’yu, hatta Trakya’yı kapsıyor. Dahası, tüm Ermeni erkekleri önceden askere alınarak ‘amele taburları’nda silahsızlandırılmıştı.
Bunlar ‘arşiv’ ihtiyacı gerektirmeyen ‘tarih gerçekleri’.