METE ÇUBUKÇU*
Çözüm sürecinin gidişatıyla ilgili birtakım sorular sorulduğunda ya da bazı noktalarla ilgili şüpheler dile getirildiğinde alınan yanıt genelde şu oluyor: ‘Ne yani sürece karşı mısınız?’
Yanıt verelim: Hayır bilakis sürecin devamının Türkiye’nin geleceği ve demokratikleşmesi adına hayırlı görüyoruz. Ve bu nedenle herkesin sorumlu davranması, konjonktürel çıkışlar yapmaması ve tabii ki faili belli provokasyonlara da kalkışmaması gerekiyor.
Uzun vadede kimsenin işine yaramaz
Dünyadaki benzer süreçleri az çok takip edenler ‘bugünden yarına sorunun çözümlenmeyeceğini, yol kazaları olacağını ama pedalın sürekli çevrilmesi gerektiğini’ bilir. Bilir de, bu süreçlerde tarafları ‘denetlemek’ için ‘üçüncü göz’, ‘izleme heyeti’ gibi organlara ihtiyaç olduğu da bir vakadır.
Gerçi yine dünya örneklerinde görüldüğü üzere, taraflar siyasi kazanç sağlamak amacıyla süreci uzatmak için farklı yollara sapabilir; ama bu tehlikelidir.
Ve bu durum uzun vadede kimsenin işine yaramaz.
Londra’da 1997’daki ‘Hayırlı Cuma’ anlaşmasından sonra IRA’nın bombalama eylemi gerçekleştirdiği ve süreci sekteye uğrattığı bilinir. IRA’den ayrılan bir birim bu saldırıyı gerçekleştirmiştir.
Ya da 2004 yılında İspanya örneği. Üç ayrı metro istasyonunda bomba patlamış, 190 kişi hayatını kaybetmişti. Dönemin hükümeti acele bir açıklamayla, ETA’yı sorumlu tutarak, saldırıyı seçim öncesi oya tahvil etmeyi düşünmüştü. Ancak işin altından El Kaide çıkınca hükümet seçimi kaybetmiştir.
Süreç sadece bir seçim için heba edilmemeli
Barış süreçleri çok sancılı ve iniş çıkışlı süreçlerdir. Ve fakat, yine dünya örneklerinden dayanarak söylemek gerekir ki, bu süreçler sadece bir seçim için heba edilmemeli. Bu çözüm için masaya oturan herkes için geçerlidir.
İkincisi, örgüt lideriyle devletin birimleri görüşmekteler. Heyetler gidip gelmekte, mesajlar okunmakta, tarafların temsilcileri beraber açıklamalarda bulunup sürecin meşruiyeti ve geleceğini bağlayan deklarasyonlar yayınlamaktalar. Zımni bir ateşkes söz konusu.
Sanki bunlar hiç olmamış gibi davranmak, bilmiyormuş, sanki ilk kez duyuyor, görüyor gibi yapmak inandırıcı olmuyor.
Maalesef şerbetliyiz
Bu ülkede, bu yaşımıza kadar onlarca provokasyon yaşadık. Öyle soyut değil basbayağı faili belli provokasyonlardan söz ediyordum. Üstelik –maalesef- bu konuda şerbetliyiz artık.
Ve bu ülkede geri dönüşü olmayan hataların yapılmaması, faili belli provokasyonlara kalkışılmaması gerekir. Çünkü bir işe yaramadığı gibi, sonuca giden yolu da uzatıyor; üstelik binlerce kayıba yenilerini eklemek ihtimali de çabası.
Süreç seçime kurban edilmemeli. Hatta bir ‘centilmenlik’ anlaşması gereği seçimin dışında tutulmalı.
Aksi halde yarın seçim biter, masada kimse kalmaz. Ve kimse kazanamaz!