
DAĞHAN IRAK
daghan@daghanirak.com
@daghanirak
Eskinin hızlı AKP’lisi, bugünün hızlı muhalifi Ali Babacan, mezunu olduğu ODTÜ’de öğrencilerin protestosuna konu olunca konuşması iptal edilmiş.
Babacan, çok üzülmüş bu duruma, basmış ağlak twiti;
“Mezunu olmakla gurur duyduğum ODTÜ’deki protesto görüntülerini seyrettim.
İfade özgürlüğü tüm baskı gruplarına karşı korunması gereken bir değerdir.
Ben, tüm fikirlerin özgürlüğünün tarafındayım.
Hedefimiz, tam demokrasiyi kurmaktır.“
Erdoğan’ın eski yardımcısı, üniversiteyi de demokrasiyi anladığı kadar anlamış, yani anlamamış. Üniversiteler, 4.00 ortalama kasılan yerler değil, hayatı anlamlandırma becerilerini edindiğimiz yerlerdir. Toplumsallığı ölçüsünde politiktir, politik ifadenin sınırları da geniştir. Bunun sonucu olarak siyasal eylemler -protestolar dahil- yaşamın doğal akışı içindedir.
Babacan’ın twitine bakınca insan etkinliğin fiziksel bir saldırı olduğunu düşünüyor. Yok, etkinlik, istenen halkla ilişkiler gazının yakalanamayacağı anlaşılınca iptal edilmiş. AKP’li geçmişi unutturulmak istenen Babacan, ODTÜ’lülerden ‘Yok öyle yağma’ cevabını alınca gelememiş.
Politikacı eleştirilir, hele üniversitede halkla ilişkiler şovu yapmaya niyetlenirse. Babacan da kurucusu olduğu AKP’de 18 sene içinde en üst düzey görevlerde bulunmuş bir politikacı olarak ya 18 senesini yediği gençlere hesap verecek ya da bu işlere hiç girmeyecek.
Babacan’ın ve DEVA’cıların tepkisi gençlerin protestosuna değil, Türkiye’nin en parlak değerlerinden ODTÜ’nün ismini, kendi kirlenmiş isimlerini temizlemeye alet edememiş olmaya…
Ali bey, AKP’den 2019’da istifa etti. Başka bir Ali, Ali İsmail Korkmaz düşüncelerini söylediği için AKP taraftarlarınca dövülerek öldürüldükten altı sene sonra yani. Altı sene gıkını çıkarmadığı gibi, Gezi’ye açılan davalarda mağdur listelerine adını koyduktan sonra bir başka deyişle. Ali Babacan, Ali İsmail’in ne ifade özgürlüğünün tarafındaydı, ne yaşama hakkının. Bugün ise kendi ifade özgürlüğünü koruyormuş gibi yapıp kendisini protesto eden gençlerin ifade özgürlüğüne salça oluyor. Elinde o eski iktidarı olsaydı, polis gazı basardı. Bugün gücü ancak ağlak twit atmaya yetiyor.
Ali Babacan’ın, Ahmet Davutoğlu’nun, Fethullahçıların ve AKP’yle otokrasi birlikteliğinde trenden şutlananların diğerlerinin ayrılma gerekçesi bir; Erdoğan’la bir güç savaşına girdiler ve kaybettiler. Kazansalardı ya da uzlaşabilselerdi, şimdi başka bir hikâye anlatıyor olacaklardı. Onun haricinde, ideolojik bir itirazları yoktu. Sokaklarda gençler öldürülürken ağızlarını bile açmadılar. Bugün demokrasi savunucusu olma nedenleri, demokrasinin kendilerine de lazım olmasından… Geçmişte otokrasi lazımdı, otokrasiyi savunuyorlardı.
ODTÜ’lü gençler 20’li yaşlarında; tüm hayatları Babacan’ın kurucusu olduğu AKP’yle geçti yani. Yaşadıkları tükenmişliğin, çaresizliğin, öfkenin sebebi AKP’yle. Babacan diyor ki, “Ben gelirim, sizin hayatınızı ziyan etmemin hesabını vermem, şovumu yaparım.” Gençler de diyor ki “Yapamazsın.” ODTÜ’lülerin, Ali Babacan’ın başbakan yardımcısı olduğu 2013 hükümeti gibi gençlerin gözüne gözüne nişan alarak gaz kapsülü sıkan katil polisleri yok, sokakta gençleri kıstırıp tekmeleye tekmeleye öldüren milis kuvvetleri de. Ama Babacan korkuyor, neden korktuğunu kendisi de biliyor, o korkunun ‘başka korkuya benzemediğini’ de…
Türkiye’de kurumsal siyaset, ilkesizlik üzerine kurulu. Bugün ana muhalefet lideri, Suriyeli sığınmacılara oy için düşmanlık edip o sığınmacıların ülkesinde savaş çıkaran Davutoğlu’yla kol kola girebiliyor. Demokrasi deyip otokratın önde gideni elden düşme AKP’lilerle ittifak kurabiliyor. Altılı ittifakın yarısı, AKP’nin kuruluş döneminden devşirme.
Babacan, kendi kendini yeniden icat etme sürecinde Kılıçdaroğlu’nun ilkesizliğine ve hafızasızlığına güvenebilir. Ama bugün 20’li yaşlarındaki ODTÜ’lü öğrenciler, hayatlarını kimlerin mahvettiğini unutmuş değil. Babacan’ın korktuğu bu işte, bir gün hesap sorulma ihtimali…
Bu soruyu dilerim bir gün yargı önünde de cevaplaması gerekir ama ben buradan sorayım, yüreği yetiyorsa cevaplasın:
Ali bey, Ali İsmail’i linç ederek öldürdüklerinde neredeydiniz? Başbakan yardımcısı olarak ne yaptınız? Ali’nin ifade özgürlüğünü savundunuz mu?
Bu sorulara cevap verene kadar, başka söyleyeceğine de karnımız toktur.