Kürt sorununa (sür)reelpolitik çözüm süreci?
K

DAĞHAN IRAK

daghan@daghanirak.com

@daghanirak

Geçen haftaki yazıda, iktidar namzeti Millet İttifakı’nın HDP desteğini cepte görmek hatasına düşerek, dokuza kadar sayıp hesabı on bulduğunu yazmıştım. Şimdi haksızlık olmasın, son bir haftada CHP’den gelen çıkışlar, hiç değilse dokuz buçuğa kadar sayabildiklerini göstermeye başladı. Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeni bir çözüm sürecine yönelik ‘İmralı meşru bir organ değil. Meşru organ kimdir? HDP’yi meşru organ olarak görebiliriz‘ sözleri, HDP adını bugüne kadar ağzına almaktan bile imtina eden CHP liderliği için elle tutulur bir açılım olarak yorumlanabilir. Ancak bu açıklamanın muhteviyat yönünden taşıdıkları, biraz daha gıllıgışlı. ‘Şöyle ki…’ deyip başlayalım.

Kılıçdaroğlu’nun açıklaması gösteriyor ki, CHP’nin HDP desteğiyle iktidarı devralmak için temel aracı yeni bir çözüm süreci olacak. Bunun, iki tarafın da memnun olabileceği bir mutabakata evrilmesi pekâlâ mümkün. HDP, bir önceki yazıda bahsettiğim siyasi sermayesini, yani iktidarı belirleyecek parti olmasını, tabii ki Kürt sorununun çözümüne yönelik yeni bir iradeyle takas etmekten mutlu olacaktır; bundan yalnız partinin değil ülkenin bütün yurttaşlarının da memnun olması gerekir aslında. Diğer taraftan CHP de ilk çözüm sürecinden beri ısrar ettiği ‘çözüm Meclis’te bulunmalı‘ paradigmasını HDP’ye kabul ettirmiş olacak.

Lâkin kağıt üzerinde olumlu gözüken bu uzlaşının bazı açmazları olduğunu düşünüyorum. Birincisi, iki tarafın karşılıklı çıkarlar üzerinden ortak fayda yaratmasına dayalı reelpolitik bir sandık ittifakı, Kürt Hareketi’nin HDP dışındaki unsurlarını ikna edemezse, sıkıntı çıkabilir. Kılıçdaroğlu’nun ‘İmralı meşru bir organ değil‘ vurgusuna Sezai Temelli’nin önce karşı çıkıp, sonra Demirtaş’ın açıklamalarıyla beraber geri adım atması, HDP’nin özellikle Öcalan çizgisinden gelecek itirazları, elle tutulur siyasi fayda için göğüsleme niyetinde olduğunu gösteriyor. Hatta, en olumlu senaryoda Kürt Hareketi’nin liderliğinin Öcalan’dan Demirtaş’a tamamen geçeceği dahi iddia edilebilir. Ancak, bunun gerçeklikte ne kadar maya tutacağı belirsiz. Böyle bir liderlik testi, hareketi ortadan ikiye yarma riskini taşımakla kalmıyor, varılabilecek bir çözümün ömrünü de ciddi anlamda tehlikeye atıyor. Mesela, CHP hükümetinin HDP’yle anlaşarak bir çözüm paketini devreye aldığını düşünelim. PKK, bunu kabul etmez ve süreci baltalamak için saldırılara başlarsa ne olacak? Bu soruya verilecek cevaplar arasında, süreci baştan bitirmeyecek bir seçenek bulmak çok zor. ‘İmralı’yı muhatap almıyoruz‘ iddiası, o noktada boşa düşmeyecek mi? Denebilir ki, çözüm süreci iyi yürürse PKK’yı marjinalize eder, örgüt saldırılarla süreci baltalayamaz. Aynı şeyi, hükümetin İYİ Partili İçişleri Bakanı için de söyleyebilecek miyiz? Aşırı sağcı partinin muhtemelen en şahin isminin oturacağı bu bakanlık, sürecin selameti için ortamı alevlendirecek operasyonlardan imtina edecek mi mesela? Ya da ilk süreci bitiren Ceylanpınar cinayeti gibi bir provokasyon düzenlenirse, sürece ne olacak?

CHP’nin ‘İmralı’yı muhatap almama‘ vurgusu, yukarıda sorulara cevap bulabildiği ölçüde mantık taşır. Onun haricinde ‘devlet, teröristle masaya oturmaz‘ gibi akla zarar bir milliyetçi efelenmeden başka bir anlam içermez. Dünyada devletlerin yasadışı silahlı örgütlerle masaya oturduğu epeyce örnek saymak mümkün. Zira kiminle savaşıyorsanız, onunla barışırsınız. Çatışmasızlık olmadan barışın nasıl olacağına dair mucizevi bir formülünüz yoksa bulduğunuz reelpolitik çözümler, sürreelleşir.

Bir diğer ihtimal de, CHP’nin İmralı’yla HDP üzerinden irtibat kurmayı hesaplıyor olması. Aslında bu okuduğunuz yazının nirengi noktası bu olacaktı ama Aydın Selcen’in benden bir gün önce Gazete Duvar’daki yazısı meseleyi o kadar iyi ele almış ki, daha top ayaktan bile çıkmadan ben ofsayta düşmüş oldum. O yazıdan iki alıntıyı refere etmek isterim. Birincisi, “HDP’ye yine arabuluculuk, ‘posta güvercinliği’ işi verilirse, önceki ‘süreç’ deneyimlerinden yola çıkarak bunu bu defa kesinlikle reddetmelidir.” İkincisi ise “HDP, PKK’nin Sinn Fein’i değil.”

CHP’nin, HDP’nin çözüm aciliyetinden faydalanarak sunmaya hazırlandığı planda HDP için büyük açmazlar var Selcen’in de vurguladığı gibi. Birincisi, HDP ilk çözüm sürecinde, sırf barış olsun diye AKP’nin sağlıksız bir süreç çatısı kurmasına razı gelmiş, Erdoğan, sürecin kendisine iktidara mal olduğunu fark edip masaya tekmeyi vurduğunda ise açıkta kalmıştı. Bugün HDP’liler, o gün AKP icazetiyle yaptıkları İmralı aracılıkları nedeniyle hapisteler. Bu durumun tekrar etmeme garantisi yok, hele ki İYİ Parti’nin İçişleri ve Adalet bakanlıklarını aldığı bir senaryoda. İkincisi ise, Selcen’in çok isabetle söylediği gibi, İmralı’nın ulağı görevini üstlenmek, HDP’yi Sinn Fein rolünü oynatır, yani ‘PKK’nin siyasi kanadı‘ durumuna düşürür. Bu, hem partiyi kriminalize eder, hem de Demirtaş-Yüksekdağ liderliğindeki HDP projesinin elde ettiği bütün kazanımları berhava eder. İlla böyle yapar demek istemiyorum ama mevcut öneride CHP’nin, HDP’yi bu süreçle beraber tarihe gömmesi için çok fazla fırsatı var. HDP’yi PKK’nin siyasi kolu durumuna düşürüp, hâlihazırda AKP tarafından atanan hakimlerin gördüğü Anayasa Mahkemesi’ndeki dosyayı kuvvetlendirebilir. Çözümü muhtemelen %60 civarı aşırı sağcı vekillerden oluşacak Meclis’e getirip süreci orada boğdurabilir (İlk sürecin Meclis’e gelmeme nedeni de muhtemelen buydu). Masayı devirip, HDP’yi Kürt hareketinin içindeki bir iç çatışmanın ortasında bırakabilir. Bunların hiçbirini isteyerek yapmasa dahi, mecburiyetten yapabilir. Zira hepimizin bildiği gibi, Millet İttifakı’nın iktidarı alması nasıl HDP’ye bağlıysa, yaşaması da İYİ Parti’ye bağlı. Giderek güçlenen bir İYİ Parti’nin erken seçim tehdidiyle koalisyondaki bütün kararları inisiyatifine alması zor değil. CHP’nin mensubu olduğu siyasi ekolün sağcılarla yaptığı koalisyonlarda yediği kazıkları uç uca dizsek, dünyanın etrafını dolaşırız.

Yanlış anlaşılsın istemem, burada amacım Kürt hareketine ya da halkına akıl öğretmek değil, haddime de düşmez zaten. HDP için Türkiye halklarının, özellikle de Kürt halkının barışa kavuşması öncelikli meseledir, bundan da daha doğal bir şey yoktur. HDP’nin barış yolunda taviz vermesi, anlayışla karşılanması gereken bir durumdur, zira çocuğunun cansız bedenini buzdolabında saklamak zorunda kalmış bir halkın temsilcisidir. Dolayısıyla, amacının üzüm yemek olması normaldir. Bu bağlamda, kimse, ben de dahil, CHP’yle yeni bir çözüm sürecinin müzakeresinin yapılmasına karşı çıkmamalıdır. Ancak, bu yeni sürecin HDP açısından açmazlarının da iyi okunması gerekir ki, ilk sürecin arkasından gelen felaket bir kez daha yaşanmasın. Bunu keşke ilk çözüm süreci zamanı söylemeyi akıl edebilseydik, o zaman susmuş olmak, bu dost hatırlatmasını yapmayı vicdani bir görev kılıyor.