70'lerde DÇM başarısızlığının perde arkası: Yetersiz döviz rezervi krize yol açtı

AYŞEGÜL KASAP

@aysegul_kasap

aysegulkasap@diken.com.tr

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın duyurduğu, 54 yıl önce denenmiş olan dövize çevrilebilir mevduat (DÇM) uygulamasının başarısız olmasının ana nedenlerinden biri yeterli döviz rezervinin olmamasıydı.

İktisatçı Prof. Dr. Esfender Korkmaz, Erdoğan’ın duyurduğu kur korumalı TL vadeli mevduatın neden başarısız olduğunu Diken’e anlattı.

DÇM’den “Devlet kaynaklarıyla manipülasyon yapmak” diye bahseden Korkmaz, 1967’de uygulanmaya başlanan uygulama hakkında “Yeterli döviz rezervi olmadığından DÇM hareketleri krize yol açmıştır. TL kredilerinde genişleme enflasyonist baskıyı artırmıştır” ifadelerini kullandı.

Fotoğraf: Reuters

Erdoğan dövizin muhtemel getirisine Türk Lirası varlıklarda kalarak ulaşılabilmesini sağlayacak yeni bir aracın devreye alınacağını açıklamış, şunları söylemişti: “Vatandaşımızın bankadaki TL varlığını, mevduat kazancı kur artışından yüksekse bu getiriyi elde edecek. Kur getirisi mevduat kazancının üstünde ise aradaki fark doğrudan vatandaşımıza ödenecek. Bu kazanç stopaj vergisinden muaf tutulacak.”

Eski başbakan Turgut Özal ise Erdoğan’ın kurtuluş reçetesi olarak duyurduğu DÇM için 1989 yılında şu ifadeleri kullanmıştı: “Kendilerini akıllı, uyanık sananlar böyle bir yol buldular. Bilgisizliğin vesikası. İnşallah sonraki iktidarlar ders alır. Benim memurum, işçim, esnafım diyenler, DÇM’nin yükünü vatandaşın sırtına yıktılar, orta direğin sırtına yıktılar. Bu borcu siz ödediniz.”

‘DÇM enflasyonun nedenlerindendi’

O yıllarda doçent olan Korkmaz 1967’de başlayıp 1970’lerde uygulanan DÇM’nin ülke ekonomisine getirdiği yükü anlatırken “1984’ten beri ödenmekte olan DÇM’ler yaşanan enflasyonun da nedenleri arasında gösteriliyordu” dedi.

DÇM’deki amacın yurt dışı tasarruflarını çekerek döviz ihtiyacını karşılamak olduğunu belirten uzman iktisatçı, şöyle devam etti: “1975’ten sonra DÇM’ler için libor (bankaların birbirlerine Amerikan Doları cinsinden borç verme işlemlerinde uygulanan faiz oranları) +1,75 faiz ve kur garantisi veriliyor, ayrıca karşılığında Türk lirası kredi açılıyordu.”

Korkmaz’ın aktardığı bilgilere göre o dönemde uygulama özetle şöyleydi: “Türk bankasına yabancı ülkelerden döviz  olarak hesap açılıyor, banka dövizi merkez bankasına devrediyor, karşılığındaki Türk lirasını Türkiye’deki müşterisine kredi olarak veriyordu. Geri ödeme de aynı banka tarafından yapılacaktı. Ancak geri ödemede ortaya çıkan bu farkları hazine üstleniyordu.”

’79’da Türkiye dış ödemelerde tıkandı’

O dönemlerde yaşanan devalüasyon ve petrol krizi DÇM kullanımını daha da artırdı. 1975’de DÇM kaynaklarından kullanılan krediler 25 milyara ulaşmıştı. Bu sayı 1967 ve 1972 yılları arasında sadece 5 milyardı.

1978’de DÇM’lerde kur garantisi kaldırıldı. 1979 yılındaysa Türkiye dış ödemelerde iyice tıkandı.

DÇM’nin o yıllarda döviz darboğazı için geçici bir çözüm getirse de uzun vadede devleti zor duruma soktuğuna dikkat çeken Korkmaz şunları söyledi: “79’da Türkiye 220 yabancı bankayla masaya oturarak , sonra ödenmemiş ve vadeleri 1 Ocak 1981 tarihine kadar dolacak yaklaşık 2,5 milyar dolar tutarındaki DÇM hesabı devlet borcu haline dönüştürülerek yedi yıl süreyle ertelenmişti. Ne var ki yeterli döviz rezervi olmadığından DÇM hareketleri krize yol açmıştır. TL kredilerinde genişleme enflasyonist baskıyı artırmıştır.”

Bilindiği üzere Türkiye’de de şu anda yeterli döviz rezervi yok. Hatta 128 milyar doların ne olduğuna dair iktidar kanadından da bir açıklama gelmedi.

O dönemlerde olduğu gibi bu uygulamanın bankaların ve Hazine’nin yükünü artıracağına dikkat çeken Korkmaz yapılan bu hamle için “Siyasi iktidarın faizi hilesi yoluyla  vergileri seçim aracı olarak kullanmasıdır. Seçim odaklı kaynak transferidir” dedi.

‘Anayasa’ya aykırı’

Korkmaz, Erdoğan’ın duyurduğu uygulamanın anayasaya da aykırı olduğu görüşünde: “Anayasa’nın 73 maddesi vergi ödevini düzenliyor. Bu maddeye göre; ‘Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlüdür.’ Erdoğan mevduat faizi kur artışından düşük kalırsa aradaki farkı hazine (bütçeden) ödeyeceğini açıkladı. Bu fark bütçeden vergi gelirleriyle ödenemez. Çünkü bir kamu hizmeti değildir.”

Erdoğan, ‘yeni ekonomik tedbirler’i duyurdu

Parasını dolara yatıran emekli: Birileri kazandı ama ben kaybettim